"Yapacak bir şey yok, dedi. Yol uzun ve sen ve yine senden başkası yok. Tek yol arkadaşıyla kavgalı olanlar başarısız birer müzisyendirler. Çünkü hayat, başlı başına bir sanattır."
Resulullah:
Kıyamet günü bir kısım insanlar gelirler, dağ gibi emelleri vardır. Cehenneme atılmaları emrolunur.
Sahabe:
Onlar namaz kılarlar mıydı?
Resulullah:
Evet, namaz kılarlar, oruç tutarlar ve geceleri ağlarlardı. Fakat dünyevi bir menfaat olunca hemen atılırlar ve Allah'ı unuturlardı.
Bazı insanlar müşterilere istedikleri şeyi verin diyorlar. Ama benim yaklaşımım bu değil. Bizim işimiz müşterilerin ne isteyeceklerini onlardan önce bulmak. Henry Ford şöyle bir söz söylemişti sanırım: "Müşterilere ne istediklerini sorsaydım "daha hızlı bir at!" derlerdi." İnsanlar ne istediklerini ancak onları gösterdiğin zaman bilirler. Bu yüzden pazar araştırmalarına asla güvenmem. Bizim işimiz henüz sayfada olmayan şeyleri okumaktır.
Yoksa siz, kendinizden önce geçenlerin başına gelenlerin hiç sizin başınıza gelmeksizin cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onların başına öyle ezici sıkıntılar ve darlıklar geldi ve öylece sarsıldılar ki, hatta peygamber ve onunla birlikte iman edenler, "ne zaman Allah'ın yardımı? " diyecek hale geldiler. Bak, işte Allah'ın yardımı yakındır.
Fatih yunanca'yı Yunan adalarında, italyanca'yı Venedik'de farsça'yı İran'da öğrenmedi. hepsini Akşemseddin gibi hocaların önünde oturup hıfzederek öğrendi. Demek ki kendisine Yunanca öğreten Helen hocalar da vardı. keza kendisinin müthiş bir hafızası var. şehzadeler mektepte diğer şehzadelerle birlikte özel olarak eğitilmiyorlardı. birçok şeyi enderun gulamlarıyla beraber öğreniyorlar. Maiyetindeki çocuklarla derse girersen tembel görünmemeye, mahcup olmamaya dikkat edersin. İşte sarayda bu şekilde çok kuvvetli bir disiplin vardı. Maalesef bu konuda teferruatlı bilgiye sahip değiliz ama üst üste bu kadar komutan, idareci yetişmesi de tesadüf olamaz. Geleneksel eğitim topluca ve rekabetle sağlanan bir olgudur.