Ne zaman ki erkeklerin evlenebilmek için aşık olmaları gerekti, kendi aralarındaki neredeyse aşıkane ilişkiler zayıflamaya yüz tuttu; zayıflık olarak algılanmasından korktukları şeyleri örtbas etmek uğruna daha saldırganca erkeklik gösterilerine merak salmaları da bu süreç içinde ortaya çıktı. Erkeklerin duygusal gıdalarını nereden aldıklarına, kimlerle ahhaplık ettiklerine, bu kişilerle neler konuştuklarına ilişkin araştırmalar, özellikle bekar erkekler arasında, birbirleriyle mahrem ve içten konuşmalar yapan, göz ardı edilemeyecek bir azınlığın varlığına işaret etmektedir. Erkeklerin birbirlerine karşı kapanmaları evlilikle birlikte gerçekleşmektedir.
Dokunmaya karşı bir tabunun tesis edilmesi ve mahremiyetin sembolü olarak dokunmanın yerini cinsel birleşmenin alması son iki yüzyılın ürünüdür.
Mahremiyet yıllar içinde başka başka anlamlar kazanmıştır.
Teori şu: Branscombe ve arkadaşları (Branscombe, Schmitt, & Harvey, 1999), kimlikleri baskı altında olan gençlerin beklenenin aksine reddedilen kimliğe daha sıkı sıkıya bağlandıklarını iddia eder. Bu reddediş-özdeşleşme modeline göre, bir kimliğe yönelik ayrımcılık ve ayrımcılığın yarattığı stres, o gruba ait kişilerin reddedilen kimlikle daha sıkı bir şekilde özdeşleşmesini sağlar. Başka bir deyişle, eğer bir otorite (devlet ya da ebeveyn fark etmez) bir gence bir kimliği keşfetmesini yasaklarsa, gençler o reddedilen, hakir görülen kimliğe daha sıkı sıkıya sahip çıkar.