...aşk daima yabancı olana uzanır, benzersiz olanı, başka kimselere benzemeyen insanı arar ama sonunda ürkütücü olanı bildik olana dönüştürür. Eski zamanlarda âşıkları en çok korkutan şey herhalde yalnızlıktı; günümüzde ise durağan bir ilişkiye kısılıp kalmak yalnızlıktan bile daha kaygılandırıcı bir durum halini aldı. Yeni tecrübelere, bilinmeyene, yabancılara duyulan açlık bugün her zamankinden fazla. Bu yüzdendir ki, iki sürgünün güvenli ve kendine yeterli bir aile oluşturmak üzere birleşmesi artık tatminkâr bir çözüm olamıyor.
İdealine sahip olmayı istemeyen, kaybetmek için oynayan büyük âşık, savaşta ve işte bütün meselenin alelade bir sahip olma çekişmesinden ibaret olmasına karşın aşkta önemli olanın, oyunun kendisi olduğunu keşfetmişti. Oyun oynamaya hevesli olmak yaratıcılığın önkoşullarından biridir. Aşk, yaratıcılığı sekteye uğratan bir şey olmak şöyle dursun, yaratıcılığın bir dalıdır.
"Karşılıksız bir aşkla seven ve iffetini koruyan kişi, şehitlik mertebesine ulaşır." Kadınların idealize edilmesi gerçek hayatta gördükleri muameleyi elbette düzeltmiyordu; tersine, etten kemikten kadınlardan umudun kesilmesini temsil ediyordu bu.
...hayatlarını daha ilgi çekici kılmak istemişti bu kadınlar ama bu onlara aynı zamanda daha çok üzüntü getirmişti. Ama cesaret şaşmaz biçimde hep beklenmedik sonuçlar doğurur; zaten cesaretin tanımı da budur, beklenmedik şeylerle karşılaşmaya hazır olmak.