"Aşkın sıradanlaştırılmasını, bayağılaştırılmasını istemiyoruz. Aşk kişisel bir şey olmalı. Özel hayata ilişkin ayrıntıların ortaya dökülmesinden hoşlanmıyorum. Özel hayatımız hakkında konuşmaya zorlanırsak yaşadıklarımıza görev duygusu karışır ve ilginç olmaktan çıkarlar."
Bu sözler, aşkın, insanın soylu bir şeye yakın olduğu duygusunu tadabileceği ve başka bir insan tarafından onaylanabileceği son sığınaklardan biri olduğunu gösteriyor: Aşk, kendisini kuşkuya karşı koruyabilen az sayıda başarı biçiminden biri.
Yalnızlık korkusu, tutkuların önünü kesen bir zincir olmuştur. Bu korku, hayatı hakkıyla yaşamanın önünde, en az zulüm, ayrımcılık ve yoksulluk kadar güçlü bir engel oluşturur. Bu zincir kırılmadıkça, özgürlük, birçokları için, bir karabasan olmaktan öteye gidemeyecektir.
....
Özgürlüğe yönelik her akım, yalnızlık duvarıyla karşı karşıya geldiğinde duraklamak zorunda kalır.
Sayfa 74 - Bölüm 4: Bazı insanların yalnızlığa bağışıklık kazanması
Başka insanları nasıl değerlendirdiğimiz ve aynada kendimi baktığımızda ne gördüğümüz, dünya hakkındaki bilgimize, neleri gerçekleşebilir ihtimaller olarak değerlendirdiğimize, hangi anıları taşıdığımıza ve bağlılık duygularımızın geçmişe mi, bugüne mi, yoksa geleceğe mi dönük olduğuna göre değişir. Varoluşun güçlükleriyle başa çıkma yeteneğimiz üzerinde, bu güçlüklere bakışımızı belirleyen bağlam kadar etkili olan bir şey daha yoktur. Aralarından seçim yapabileceğimiz bağlam sayısı arttıkça, güçlükler eskisi kadar kaçınılmaz ve aşılmaz görünmemeye başlar. Dünyanın her türlü karmaşayla her zamankinden daha çok dolmuş olması açmazlarımıza çözüm bulmanın güçleştiğini düşündürebilir, halbuki karmaşa çoğaldıkça, kıvrılıp içinden geçebileceğimiz çatlaklar da çoğalır.