Gamze

Gamze
@NotSoUysal
Talk books to me or talk to the wall.
10/10
·115 syf.·
2025 124. kitabı
Turgut Özakman’ın kaleminde tarih, sadece geçmişin sayfalarında kalmaz, canlı ve insanın yüreğine dokunan bir anlatıya dönüşür. “Dersimiz: Atatürk,”bunun en güzel örneklerinden biri. Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatı, Kurtuluş Savaşı’nın direniş ruhu ve Cumhuriyet’in kuruluş süreci, çocukların anlayabileceği bir sadelikle, ama yetişkinlerin de hayran kalacağı bir derinlikle sunuluyor. Kitap, 5. sınıf öğrencisi Mert ve arkadaşlarının Atatürk ödeviyle başlıyor. Konu önemli, çünkü Atatürk… Peki, bu ödev nasıl yapılacak? İşte bu noktada devreye Mert’in dedesi giriyor. Hem bilgili hem yazarlık yapan dedesi, “yetiştirilmesi gereken kitapları” olmasına rağmen, Atatürk söz konusu olunca çocuklara zaman ayırmayı kabul ediyor. Hafta sonu dedenin evinde toplanan çocuklar, sadece bir ders dinlemiyor, bir yaşam hikâyesiyle karşılaşıyorlar. Dede, Atatürk’ün çocukluk yıllarından başlayarak; Yalova’daki yürüyen köşk, Atatürk Orman Çiftliği, açılan fabrikalar ve halkla kurduğu sıcak ilişkiler gibi detayları anlatıyor. Özakman’ın dili o kadar yalın ve doğal ki, satırları okurken sanki dedenin karşısında oturmuş, onun anlattıklarını birlikte yaşıyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz. Kitap, fotoğraflar ve film kareleriyle destekleniyor, bu da okuru sahnelere daha da yakınlaştırıyor. Eser, senaryosunu Özakman’ın yazdığı ve Hamdi Alkan’ın yönettiği “Dersimiz: Atatürk” filminin metnine dayanıyor. Filmle aynı sahneleri okurken adeta zihninizde perde açılıyor fakat kitabı okumak, olayların ve duyguların derinliğini çok daha etkili hissettiriyor. Bu eser sadece çocuklar için değil, her yaştan insanın yeniden okuması gereken bir kitap. Çünkü Atatürk’ün hayatı ve idealleri, bir tarih bilgisi olmanın ötesinde, bir milletin ortak hafızasıdır. Özakman, hem Atatürk’ün liderliğini hem de insan yönünü
Dersimiz: AtatürkTurgut Özakman · Bilgi Yayınevi · 2010583 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·416 syf.·
2025 117. kitabı
Türk mitolojisinin derin sularına kısa bir bakış gibi görünse de, aslında köklere uzanan bir yolculuk. Mitoloji denince aklımıza genelde Yunan tanrıları, İskandinav efsaneleri gelir. Ama biz, kendi hikayelerimizi biraz geç hatırlıyoruz. İşte bu kitap tam da o hatırlayışa bir davet gibi. Ahmet Taşağıl, Dakikalar İçinde Türk Mitolojisi adlı bu eserinde, kuru kuru bilgi aktarmakla yetinmeyip bizi tarihsel belleğimizin içine doğru çekiyor. Kitap boyunca Gök Tanrı inancından kamlara, Umay Ana’dan Erlik Han’a, kutsal ağaçlardan bozkırın ruhuna kadar pek çok unsurla tanışıyoruz. En güzeli de şu; bu bilgiler bir tarih dersi gibi değil, sanki bir masal anlatıcısı oturmuş da bizimle eski zamanları paylaşıyormuş gibi bir dille veriliyor. Türk mitolojisinde yer alan hayvan sembolleri “özellikle kurt, geyik ve kartal” kadim halkların doğayla olan bağını anlamamız açısından oldukça etkileyici. Her hayvanın bir anlamı, her doğa parçasının bir ruhu var. Bu bakış açısı günümüz dünyasında yitirdiğimiz bir şeyi hatırlatıyor bize, doğayla bir olmak. Bir diğer dikkat çekici nokta ise efsanelerin sadece geçmişi değil, toplumun değerlerini ve düşünme biçimini de taşıması. Türeyiş ve Göç destanları, Ergenekon hikâyesi ya da Bozkurt efsanesi yalnızca güzel anlatılar değil, aynı zamanda kimliğimizi şekillendiren anlatılar. Ahmet Taşağıl’ın dili sade ama içerik zengin. Akademik birikimini okuyucuyu boğmadan aktarıyor. Mitolojiye mesafeli olanların bile rahatça anlayabileceği, hatta ilgisini çekecek bir şekilde yazılmış. Bölüm bölüm ilerlediği için konular zihinde güzelce yer ediyor. Bizim de dünyanın geri kalan mitolojileri kadar güçlü, anlamlı ve derin bir anlatı evrenimiz var. Ama bunu keşfetmek için bazen birinin elimize böyle kitaplarla bir fener tutuşturması gerekiyor. Dakikalar İçinde
Dakikalar İçinde Türk MitolojisiAhmet Taşağıl · Kronik Yayınları · 2025264 okunma
9/10
·392 syf.·
2025 115. kitabı
Hal Herzog’un kitabı, insanların hayvanlara yönelik karmaşık ve çelişkili tutumlarını bilimsel ve kültürel açıdan inceliyor. Kitap, insanların bazı hayvanları sevip korurken, bazılarından tiksinmelerini veya onları yiyecek olarak görmelerini anlamaya çalışıyor. Kitap üç ana başlıkta ilerliyor: *Sevdiklerimiz: İnsanların özellikle köpek ve kediler gibi evcil hayvanlara karşı duyduğu sevgi ve bağlar ele alınıyor. Herzog, evcil hayvanların insanlar üzerinde nasıl olumlu psikolojik etkiler yarattığını ve bu hayvanlarla kurulan ilişkinin insanların duygusal dünyasında nasıl yer ettiğini açıklıyor. *Tiksindiklerimiz: Bazı hayvanların insanlar tarafından neden tiksinti uyandırdığını anlatıyor. Bu duygu çoğunlukla kültürel kodlarla ve bireysel deneyimlerle şekilleniyor. Örneğin, bazı toplumlarda yılan veya böcek gibi hayvanlar tiksinti kaynağı olurken, başka kültürlerde bunlar farklı algılanabiliyor. *Yediklerimiz: İnsanların yediği hayvanların seçimi ve bu seçimlerin ardındaki psikolojik, kültürel ve etik faktörler üzerinde duruluyor. Herzog, neden bazı hayvanların yemek olarak kabul edilirken bazılarının hayvan olarak görülmediğini tartışıyor. Bu durum, toplumsal normlar ve tarihsel süreçlerle sıkı bağlıdır. Kitapta ayrıca hayvan hakları, etik sorumluluklar ve insanın doğa ile ilişkisi üzerine önemli tartışmalar yer alıyor. Herzog, okuyucuyu kendi hayvanlara karşı tutumlarını sorgulamaya davet ediyor. Genel olarak, “Sevdiklerimiz, Tiksindiklerimiz, Yediklerimiz” hem bilimsel veriler hem de kültürel analizlerle zenginleştirilmiş, insan-hayvan ilişkisini çok yönlü ve derinlemesine ele alan bir eser. İnsanların hayvanlara karşı duyduğu duygusal çelişkileri anlamak isteyenler için oldukça faydalı ve aydınlatıcı bir kaynak.
Sevdiklerimiz Tiksindiklerimiz YediklerimizHal Herzog · Yapı Kredi Yayınları · 201972 okunma
— BİR DİSTOPYADAN ÇOK DAHA FAZLASI —
10/10
·352 syf.·
2025 110. kitabı
Mehmet Mollaosmanoğlu, vegan değil. Kendisi kırmızı et yemiyor ama bunun nedeni, Kurban Bayramı’nda yaşananları görmek ve oradaki vahşetin yarattığı sarsıntı. Yani bu kitap, sadece “etsiz yaşam” savunusundan değil, aynı zamanda derin bir vicdan sorgulamasından, sistem eleştirisinden doğuyor. Veganlar, adından da anlaşılacağı gibi veganlık ve etsizlik üzerine bir kitap gibi görünse de aslında çok daha karmaşık, katmanlı bir yapıya sahip. Distopik bir gelecekte geçiyor. Şehirlerin hapishaneye dönüştüğü, insanların kişisel kodlarla sınırlandırıldığı, etin suç sayıldığı, her hareketin sıkı kurallara bağlı olduğu bir dünya bu. Kahramanımız Tarhan, böyle bir dünyada doğmuş. Ama işin aslı, yasaklar ve kısıtlamalar arasında insanın içindeki özgürlük arzusu, istek ve direnç ön plana çıkıyor. Tarhan, dedesinin son arzusunu gerçekleştirmek için yasağı delip “dışdünya”ya açılıyor ve orada başlayan hikaye aslında insanın en temel hakları ve arzuları üzerine bir sorgulama. Mehmet Mollaosmanoğlu, sadece gelecekten bir kesit sunmakla kalmıyor, aynı zamanda günümüzün sistemsel sorunlarına, adaletsizliklerine, kontrol mekanizmalarına da güçlü bir ayna tutuyor. Bu yüzden “Veganlar” basit bir veganlık kitabı değil, insanın kendisiyle, toplumu ve dünyayla olan hesaplaşmasının distopik bir yansıması. Okurken, yasakların arkasındaki gerçek nedenleri, insanların kırılgan ama inatçı direncini hissedeceksiniz. Ve aklınızdan çıkmayacak bir cümle kalacak: “Bir şey yasaklandığı için değil, o bilince ulaşıldığı için yapılmalı.” Distopya sevenler için çok özel bir okuma deneyimi. Ve kesinlikle düşündüren, sorgulatan bir kitap.
VeganlarMehmet Mollaosmanoğlu · Sayfa6 Yayınları · 202420 okunma
10/10
·342 syf.·
2025 109. kitabı
Eduardo Galeano, Gölgede ve Güneşte Futbol kitabında yalnızca bir spor dalını değil, bir halkın hayalini, öfkesini, coşkusunu ve trajedisini anlatır. Futbolu sadece “top peşinde koşan adamlar” olarak görenleri sarsacak, futbolu bir tapınma biçimi haline getirenleri ise derin bir aynayla yüzleştirecek bir kitap bu. Futbol burada bir oyun değil, bir sahne. Ve o sahnede oynayanlar yalnızca futbolcular değil; diktatörler, yoksullar, patronlar, mafya, taraftarlar ve rüyalar. Galeano, futbolun hem gölgesini hem de güneşini gösterir bize. Gölgesi; paranın oyunu ele geçirmesi, yıldız futbolcuların birer marka haline getirilmesi, yolsuzluklar ve seyircinin kolay unutuşu… Güneşi; sokakta çıplak ayakla oynayan çocukları, kaybedilmiş maçların ardından ağlayan kalpleri, hiç tanımadığı bir formaya ömür boyu sadık kalan taraftarı… Kitabın dili sade ama derin, kısa bölümlerden oluşması onu hem akıcı hem etkili kılıyor. Her bölüm bir anı, bir hikaye, bir sitem ya da bir övgü gibi. Galeano’nun edebi ustalığı, futbola olan tutkusuyla birleşince ortaya şiirle yoğrulmuş bir futbol tarihi çıkıyor. Futbolu seviyorsanız okuyun. Sevmiyorsanız da… Belki Galeano sayesinde seversiniz.
Gölgede ve Güneşte FutbolEduardo Galeano · Can Yayınları · 2017310 okunma