İnsani işlerdeki bu garabet bazen o derecelere varıyor ki hak ile haksızlığın, hakça sahip olma ile çalmanın, gaspın sınırlarının nerelerde başlayıp nerelerde bittiğini belirlemekten insan aciz kalıyor.
Bir devlet adaletin harfi harfine işlediğine kefil olmak için mahkemeler açıyor, kanunlar yapıyor komşusundan bir tavuk çalan bir fakiri, bir açı cezalandırıyor. Fakat kendinden küçük veya kuvvetsiz komşu bir hükümeti hükümeti yutma ve memleketine katmak hırsından bu adaletsiz düşüncesinden bir türlü kendini kurtaramıyor.
o ipekli çarşafların altında ne kadar hırçın kalplerin gizlendiğini ve o bir günlük süsün, evlerde aylarca süren ihmallere, kayıtsızlıklara çare olamayacağını ve duygu, terbiye, görenek, yaşayış bakımından birçok noksanları affettirmeye yetmeyeceğini düşünüyordu.