“Ölümden önce yaşam, zayıflıktan önce güç, hedeften önce yolculuk.”
Brandon Sanderson kalemine çok güvendiğim, okumaktan büyük keyif aldığım bir yazar. Her yeni kitabıyla beni olumlu anlamda şaşırtmaya devam ediyor. Bu eser de şimdiden favori serilerimden biri olmaya aday.
Hikâyemiz, fırtınaların hâkim olduğu Roshar adlı büyüleyici bir dünyada geçiyor. Bu fırtınalar öyle güçlü ki, insanların ekonomilerini, siyasetlerini ve hatta gündelik yaşamlarını derinden etkiliyor. Kimse bu doğa olayının kaynağını kesin olarak bilmiyor; tek net olan şey, insanların ondan korktuğu. Bu doğal kaosun yanı sıra Roshar’ın krallıkları arasındaki politik çekişmeler de hikâyenin merkezinde. Kitap, gizemli bir suikastla açılıyor ve bu olayın ardından Alethiler (insanlar) ile Parshmenler (insana benzeyen ama farklı özelliklere sahip bir ırk) arasında bir savaş başlıyor.
Bu savaşların özünde ise, Parlayan Şövalyeler’den kaldığına inanılan ve eskiden insanları korumak için kullanılan efsanevi silahlar yatıyor: Pare Kılıcı ve Pare Zırhı. Bu nesneler, sahip olanlara büyük bir güç veriyor. Ancak ironik bir şekilde, bu eşyaları elde etmenin yolu genellikle sahibini öldürmekten ya da gönüllü bir bırakıştan geçiyor. Hem evren hem de savaş, baştan sona gizemlerle örülü.
Brandon Sanderson bu hikâyeyi daha çok üç ana karakter üzerinden anlatıyor: Kaladin, Dalinar ve Shallan. Brandon'un oluşturduğu karakterlere hayran kaldım. Onlar sadece Roshar’ın fantastik kahramanları değil aynı zamanda insanın iç dünyasını, acılarını, çabalarını ve değişimini çok iyi yansıtıyorlar.
Kaladin Kim olduğunu anlamaya çalışan bir adam. Bazen başarısız oluyor, bunun ağırlığını sırtında taşıyor ama yine de umudu bırakmıyor. Tekrar tekrar düşüyor, kırılıyor, sorguluyor... Bazen karanlık bir uçurumu sessizce izliyor ama