Belki de ciddiyetle yaklaştığı tek şey, Regine ile olan ilişkisiydi - ki zaten bu ciddiyet, onu kesin bir ayrılığa, yüz çevirmeye sürüklemişti. Gel gelelim bu ayrılık, Kierkegaard'yu daha sonraları iki şeye dönüştürecekti; öncelikle oldukça üretken ve gerçekten de sıra dışı bir yazara; ve sonra Kopenhag sokaklarında yalnız başına gezinen çırılçıplak bir ruha... Bunların ikisi de Kierkegaard idi; bir yanı üreten, bir yanı tükenen... Ölüm, bir kez daha yakınsanmıştı...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kendi yaşamının koşullarından, yani melankolisinden, kederinden, ıstırabıdan, kaygısından; yani onu o yapan bütün şeylerden, bir başkası için vazgeçemezdi. Bir başkası için, kendi olmaktan vazgeçemezdi.
Şuna inanıyorum ki akılları baştan alan bu ilk karşılaşmalarda Dan ve kadın, birbirlerinde gördükleri şeyler konusunda yanılıyorlardı. Her biri kendi yalvaran, yaralı bakışının yansımasını görüyor, onu arzu ve bütünlük sanıyordu. Her biri kanadı kırık bir yavru kuştu ve başka bir kanadı kırık kuşa sarılarak uçmaya çabalıyordu. İçlerinde boşluk hisseden insanlar hiçbir zaman bir başka eksik insanla birleşerek iyileşemezler. Tersine, iki kırık kanatlı kuşun eşleşmesi hantal bir uçuşa yol açar. Uçmasına yardıma sabır yetmez; er geç birbirlerinden ayrılmalı ve yaraları ayrı ayrı sarılmalıdır.
Nietzsche'den alıntı yaparak, insanın biriyle ilk karşılaştığında onun hakkında her şeyi bildiğini, daha sonraki karşılaşmalarda ise kendini, kendi bilgeliğine körleştirdiğini söylemişti.
Belki de bir ilk karşılaşmada korumalar iniktir; belki insan karşısındakine henüz ne tür bir kişilik giydireceğine karar vermemiştir. Belki de ilk izlenimler gerçekten ikinci ve üçüncü izlenimlerden daha doğrudur.