Yirmi altı yaşındayken birine aşık olursunuz, onu başka bir gözle ve tüm iyi ihtimalleriyle görürsünüz; yıllar süren evlilik, ortak ebeveynlik ve günleri geçirmek için almak zorunda kaldığınız diğer tüm ortak kararlardan sonra, o kişi hakkında size az çok doğru gibi görünen bir fikir edinirsiniz. Eğer kendinizi yanılsamalara kaptırmaya devam ederseniz, bu kişinin böyle olduğunu, onunla sürdürdüğünüz hayatın da böyle olacağını kabul etmişsiniz demektir; hiçbir zaman yapmayacağını ya da vermeyeceğini gayet iyi bildiğiniz şeyleri beklemekten vazgeçersiniz.
Nerden başlasam beni ne kadar derinden etkilediğini hangi kelimelerle anlatsam bilemedim.
Kitaplar ister istemez kendimizden izler, hisler bulunca beğeniliyor. Bu yüzden onlarca kez övülen bir kitabı okuyunca beğenmeyebiliyoruz.
Benim için bu kitabın yeri bir ayrı olacak belli. İleride rafta göz göze gelince içimin gideceği, o burukluğu tekrar hissedeceğim başka kitaplar da okuyacağım belki ama hissini hep hatırlayacağım özel bir kitap bu. Bu kişisel bir abartı tabii ki. Çünkü yazılanlar o kadar benden şeyler taşıyor ki sevmemek olmazdı.
Alex Schulman'dan okuduğum ilk kitap. İsminden de konu ile ilgili bazı şeyler çağrıştırabilir. 17 Haziran günü kitabın temel zamanını oluşturuyor. Diğer incelemelerden ya da arka kapak yazısından kitabın konusu anlaşılacağı için çok üzerinde durmaya gerek görmüyorum. Sadece çok çok beğendiğimi, çocukluğumdaki o bulanık hafızama dönüp bakmak istediğimi, duygularını iliklerime kadar hissettiğimi bilmeniz yeterli.
Yazar sanki İsveç'ten değil de karşı sokağın bir dairesinden yazmış gibi. Okurken anlayacaksınız. Şiddetle ama şiddetle tavsiye ediyorum. Canım Vidar sen çok değerlisin.