Peyami Safa’nın kalemine bayıldığımı söylemem gerek, fakat okuduğum kitapları arasında en çarpıcı bulduğum kesinlikle Yalnızız oldu. Normalde inceleme yazmaya üşensem de, bu nadide kitabın benim nazarımdan çıkmış birkaç cümleyle değerine değer katmayacağını bilsem de birkaç cümle kurmak istedim.
Roman, Samim’in yalnızlığı ve iç hesaplaşmaları üzerinden ilerliyor ama aslında sadece onun değil, hepimizin içinde bir yerlerde saklanan o derin boşluğu da gözler önüne seriyor. Olaylar, çirkin bir yanlış anlaşılmayla başlayıp kasvetli bir atmosferin içinde bambaşka bir duruma evriliyor. Toplumun ikiyüzlülüğü, modernleşme ve gelenek arasında sıkışıp kalmış insan ruhu, idealler ve gerçekler arasındaki çatışmalar... Hepsi çok güçlü bir şekilde işlenmiş.
Karakterler kendi içlerinde tutarlı ve bize oldukça zengin bir iç dünya sunuyorlar. Her birinin kendi ihtiraslarını, zaaflarını görebiliyoruz. Samim ne kadar hassas bir ruhsa, kardeşi Besim’in dünyevi hırslarının etkisinde ne kadar çok kaldığını da görüyoruz. Zeytine olan sevgisi konusunda ortak bir noktamız olsa da, aynı evin içinde bu kadar zıt kişiliklerin bir arada olması, aslında ne kadar da tanıdık değil mi? Hepimiz aynı havayı soluyor, benzer hayatları yaşıyor ama iç dünyalarımızda bambaşka savaşlar veriyoruz. İşte Peyami Safa bunu da çok güzel yansıtmış.
Samim’in ruhundaki incelik, sözleri, düşünceleri inanılmazdı. Meral, Samim’den bahsederken onun ruhunu gördüğünü söylüyor ve Meral’i bu kadar iyi tanımasının onu korkuttuğundan bahsediyordu.
Samim’in derinliğini fark ettikçe, kendini daha fazla sorguluyor ve onun yalnızlığını daha derinlemesine hissediyor. Samim’in içsel dünyasında gezindikçe, kendi yalnızlığının da farkına varıyor. Samim’in karamsarlığı, Meral için bir keşif olsa da bazen onu korkutuyor. Meral,