- Şimdi söyle bana bakayım Kamran gülbeşekeri beğendin mi?
Genç adam gülerek cevap verdi:
-Beğendim
-Sevdin mi?
-Sevdim
-Öyle değil Kamran ben gülbeşekeri sevdim de
Kamran bu çocukça ısrarı anlamayarak gülüyordu.
-Ben gülbeşekeri sevdim
Feride gözlerinde, yanaklarında ateşler uçarak, utancından kirpiklerini titreyerek yüzünü ona yaklaştırıyor yalvaran bir çocuk gibi boynunu büküyordu. Dudaklarında tutuk nefeslerle
-Bir kere daha Kamran ben gülbe ekeri çok seviyorum de.
Bu kadar sevilmeye benim hakkım var mıydı? zannetmem, Kamran. Ben küçük, cahil bir kızım. Sevmenin, kendini sevdirmenin de bir yolu var, değil mi Kamran? Halbuki ben bunları hiç, hiç bilmiyordum.
Hangi ümide sarılsam elimde kalıyor, neyi seversem ölüyor. İşte üç sene evvel bir sonbahar akşamı ile beraber ölen genç kızlık rüyalarım, kendi küçüklerim, sonra Munise, onun arkasından belki kalbimin öksüzlüğünü avuturlar diye ümit ettiğim talebelerim, yavrularını tehlikede gören bir ana kuş hırçınlığıyla üstlerine titrediğim bu şeyler, sonbahar yaprakları gibi birer birer sarıyor, dökülüyor. Daha 23 yaşıma girmedim; yüzümden, vücudumdan çocukluğumun izleri silinmedi; hâlbuki gönlüm, baştanbaşa bütün sevdiklerimin ölüler ile dolu.