Herkes ceplerini doldurdu. Sıra Kesik Yüz'e geldiğinde bir avuç alıp, Hayyam'a verdi:
- Üzümü şarap olarak vermemi yeğlerdin.
Herkes Ömer'e bakıyordu. O ise :
- Şarap içmek istenirse, saki de , içki arkadaşı da özenle seçilir , dedi.
Ömer heyecanla devam etti:
- Ben , imanı Yargı korkusu, duası da secde etmek olanlardan değilim. Nasıl mı dua ederim? Güle bakarım , yıldızlara bakarım, yaratılışın güzelliğine hayran kalırım, Yaradan'ın en büyük, en güzel eseri olan insana, bilgiye açlık duyan beynine, sevgiye susamış olan yüreğine, duyularına, uyanışmış ya da doyuma ulaşmış tüm duyularına hayranlık duyarım.
- Adın ne yabancı ?
Hayyam duraksadı , sığınacak bir yer aradı, gökyüzüne baktı. Hilali örten bulutları gördü. Sustu, iç çekti. Düşünceye dalma, yıldızları adları ile tek tek sayma, uzaklara gitme, halk yanından kaçma !
- Ben Ömer, Nişapur'lu İbrahim'in oğlu, ya sen kimsin ?
Kim senin yasanı çiğnemedi ki , söyle ?
Günahsız bir ömrün tadı ne ki , söyle ?
Yaptığım kötülüğü, kötülükle ödetirsen Sen,
Sen ile ben arasında ne fark kalır ki, söyle ?