Bu tatsız akşam saatinde,
Görünmez kanatlarınızla,
Cama vurmayın hâtıralar.
Sessizliğine doymadığım
O eski saatleri, yeni
Baştan kurmayın hâtıralar.
Suda yıldızlara uyarak,
Siz de uzaktan, bir çakıp bir
Sönüp durmayın hâtıralar.
Bu tatsız akşam saatinde,
Başımada pervaneler gibi
Dönüp durmayın hâtıralar...
Dışarda yağmur yağadursun,
Ve içerdeyse bütün eşyan,
Esneyip senin gibi her an,
Pencerelerden bakadursun.
Dışarda yağmur yağadursun;
Ve yağmur gibi sonsuz olan
Gözyaşların ve sayıklaman,
Camlarda halka halka dursun.
Dışarda yağmur yağadursun;
Ve zaman, yavrum, zaman zaman
Da yağmur gibi, oluklardan,
Ve ellerinden akadursun.
Sen de, her şey gibi, yakınımda iken,
Sen de oluyorsun gözlerimde diken.
Git, git benden uzak, uzak bir yere git;
Ne olur, içimde her zaman bir ümit,
Her uzak şey gibi öyle yalnız hayal,
Yalnız rayiha, renk, şarkı halinde kal.
Çıngıraksız, rehbersiz deve kervanı nasıl,
İpekli mallarını kimseye göstermeden,
Sonu gelmez kumlara uzanırsa muttasıl,
Ömrüm öyle esrarlı geçecek ses vermeden.
Ve böylece bu ömür, bu ömür her dakika,
Bir buz parçası gibi kendinden eriyecek.
Semada yıldızlardan, yerde kurtlardan başka,
Yaşayıp öldüğümü kimseler bilmeyecek!