" Yaşamak; hiçbir şeyden emin olmamak, sırada ne olduğunu ya da neyin, nasıl olduğunu bilmemektir. Nasıl olduğunu bildiğiniz anda ölmeye başlarsınız. Sanatçı asla tam olarak bilmez. Biz tahmin yürütürüz. Yanlış tahminlerde bulunabiliriz ama karanlığın içine adım atmaya devam ederiz."
Kanıksadığımız bu tek hayat biçimine uygun yaşarken içimizde büyüyen sıkıntıya, öfkeye başka başka anlamlar yükleriz ama asıl sıkıntının "sistem"den kaynaklandığını aklımıza getirmeyiz.
Modern hayat ve kapitalizm, bize kendimizi sahip olduklarımızla, unvanlarımızla tanımlamayı öğretir. Bu sistemde; ömrümüzü mal mülk edinmeye, kariyerimizde yükselmeye, statü sembolleri edinmeye vakfederiz.
Annebabanın yönlendiriciliğinden vazgeçemeyenler, kendi iç değer ve değerlendirme sistemlerini geliştiremeyenler; kendilerine şeyhler, siyasiler, filozoflar, hocalar arasından yeni annebabalar bulur, kendi olmanın zorlayacı sorumluluğundan bu otoritelere sığınırlar. Onlar için bu
kişiler, geminin nereye demir atması gerektiğini söyleyen birer tur rehberi gibidir. Oysa kendine uygun olan yolu bulup orada ilerlemek isteyen her gemi denizde gezinirken bir ara sürüklenme ve yanlış yerlere gitme ihtimalini göze almalı.