Her şeye bir belirsizlik sinmiş. Kadının korkusu bu yüzden. Korku değil de güvensizlik. Aslında güçlü görünüyor. Zayıf düşmüş bir hali yok. Aslında belli belirsiz, etrafında birileri var. Ama nasıl söylemeli? Tam değiller. Bir şeyleri eksik. Hepsi yarım yarım.Kırık eşyalar gibi.
Biri beni anlasın, biri beni gerçekten anlasın; yıllardır kaybolduğunu köhnemiş, toz toprak içindeki, yıkılmaya 100 tutmuş metruk binadan çıkayım. Gökyüzünü göreyim. İçine kapatıldığım -böyle söyleyerek birilerini suçlamak istemiyorum ama gerçek böyle- bu tuhaf cesaret son bulsun istedim. Biri beni anlayarak özgürleştirsin.
Annesinden, babasından kalma izlerle dolu yorgun yüzünü incelemeye başladı aynanın karşısında. Dikkatle bakınca hiçbir makyajla kapatmayı başaramadığı , silinmek bilmeyen hatıraları kolayca fark edebiliyordu. Uzunca zamandır görmediği bir tanıdıkla karşılaşmış gibi kendisini inceliyordu.
Biraz daha bekleseydi kanatlarında o dermanı bulamayacaktı. Umut niyetine sırtında taşıdığı bir çift kanat, zaman geçtikçe zayıflayacak, gitgide çürüyecek ve ruhunu zehirleyen bir belaya dönüşecekti. Uzunca bir süre doğru zamanın gelmediğini düşünmüştü muhtemelen. Oysa gidenler her daim geç kalmıştır. Gitmek derdine bir kez düşen için artık kalmakta yaradır, İshâk belki de sadece bunu biliyordu.