Yine de bilen insana hiçbir şey gizli olan kadar haz vermez, hiçbir ürperti tehlikeli olan kadar şiddetli üşütmez ve hiçbir ıstırap, utançtan açılamamak kadar kutsal olamaz.
Daima yaşamın yalnızca duyguların açık ve yasalara uygun şekilde hareket ettiği aydınlık, ışıklı üst kıyılarını göstermeleri rahatlık, korkaklık ya da dar bir bakış açısı mıdır? Oysa aşağılarda yüreğin mahzenlerinde, köklerin bulunduğu mağaralarında ve lağım çukurlarında ihtirasın gerçek ve tehlikeli canavarları fosfor gibi parlayarak dolanır, karmaşanın en fantastik biçimlerinde kuytularda çiftleşir ve birbirlerini parçalarlar. Şeytani dürtülerin sıcak ve kemiren soluğundan, yakıcı kanın susamışlığından mı korkarlar, o pek narin ellerini beşeriyetin irininden kirletmekten mi ürkerler, yoksa solgun aydınlıklara alışmış olan gözleri, bu kaygan, tehlikeli, üzerinden çürümüşlük akan basamaklardan inmeyi mi beceremez?