Hayatın akışı çok nadiren insanın kendi eline geçer. Ve o anları insan zaten fark etmeden geçirir. Zayıflığını ise, ancak kaderinin kendisini yendiği zaman fark eder. O zaman da yapacak bir şey kalmamıştır
Nâzım, insan elinin mağara duvarına ilk kez bizon çizdiği günden beri akan bir ulu ırmaktan bahseder. O ırmak sayesinde bir ömre sığmayacak deneyimlerle, süzülmüş değerlerle, kadim duygularla yıkanıyoruz.
Saygı duymak ve değer vermek, insanlara yönelik olmalıdır. Yoksa "her türlü görüşe, her inanca" niye saygı duyayım? Yobazlığın nesine saygı duyacağım? Kadınların ikinci sınıf kabul edilmesini, kaderciliği, itiatin yüceltilmesini, böyle değerleri, "bazı kişilerin inancı diye onların tercihi diye hoş görebilir miyiz?
Livanelinin Penceresinden
İşte kapitalizm bizi en temel insani bağlarımızdan kopararak, bizi yalnızlaştırarak, bizde sürekli eksiklik duygusu yaratarak ayakta duruyor....
Oysa insanın içinde ki zehri yine insan alır......
Antik Yunan felsefesi bireye en çok vurgu yapan felsefeydi. '' kendini bil" diyordu. Ne demek kendini bil? Neyi bilip bilmediğini bil, sınırlarını bil, erdemli olmayı öğren...insana sınırlarını ve eksikliklerini öğreten bir ahlak felsefesinden, düşünce gücü ile evreni etkileyeceğini sanan kof bir narsizme geldik...