Kemal Tahir o yıllarda yani 1964 sonrasında iyice Osmanlı tarihiyle meşgul ve Osmanlı tarihinden çıkardığı fikirlerle Türk insanının psikolojisini tespit etmeye çalışıyor… Kemal Tahir bakış açısıyla, kuramsal yaklaşımlarıyla sinemacıları da etkiliyor. Tarihi bilmenin gerekliliği, kendi kültürümüze dönük araştırmaların yapılması konusunu sık sık vurguluyor. Fakat büyük bir eksiklik var tabii…
Nedir eksiklik?
İslam’a yeterince atıfta bulunmaması... Bu medeniyetin malumdur ki temelinde güldür güldür İslam var. İslam’ı çekince, İslam’ı bilmeyince, İslam’a atıfta bulunmayınca tamamen seküler bir planda Türk tarihini tahlil yetersiz kalıyor. İslam Medeniyeti’nin derunî akışıyla tam bir bağ kurulamıyor. “Ulusal Sinema” adıyla bir kuram geliştirmeye çalışıyor Halit, bir yaklaşım... Aynı eksiklik onda da var, seküler bir tahlil yapılıyor. Kemal Tahir, sanatın geleneksiz yapılamayacağı fikrini bize aşılıyor; çok haklı. Fakat gelenekle irtibatı kifayetsiz… Tarihimizin ve kültürümüzün sadece bazı boyutları ele alınıyor; medeniyetin aslî şekillendiricisi İslam’a yer verilmiyor. Osmanlı Medeniyeti’nin Batı Medeniyeti’nden çok farklı bir yanı olduğunu fark ediyor Kemal Tahir, ama bu farklılıkta İslam’ın rolünü yeterince vurgulamıyor. Medeniyete dünyevî bir gözle bakıyorlar; dini ıskalıyorlar.