Eskiden masum bir fikrim vardı. Sanırdım ki herhangi bir fenalık ruhumuzu baştan başa kirletir, onda hiçbir temiz nokta bırakmaz. Halbuki hakikatte her zaman böyle olmuyor. Maddi sukutların manevi sukutlardan bir farkı var. Mesela bir uçuruma düşen insan paramparça olup ölüyor. Fakat manen düşen insanın bazen yalnız bir tarafı zedeleniyor, öte tarafları tamamiyle salim kalabiliyor.
İnsanlar için şöyle böyle deriz ama aralarında iyiler de var... Fakat yazık ki onlar bu dünyada bir türlü bahtiyar olmanın yolunu bulamıyorlar... Ya bir çakır pençe arkadaşa düşüyorlar. Ya akraba, ahbap şerrine uğruyorlar. Sessizliklerine, safvetlerine hilm ve tahammüllerine kurban olup gidiyorlar.
Öyle işler çıkacaktı ki vicdan ''yap'' derken kanun ''yapma'' diye nehyedecekti. Kezalik kanunun istediği bazı şeyler de vicdana dokunacaktı. Bu vaziyet karşısında ne yapmak lazımdı?