Baba. İşte kadırın bildiği bir başka şey de budur. Ben dikkat ettim buna. Erkek tek tek sıçramalarla yaşıyor. Bebek doğuyor, insan ölüyor, bu bir sıçrama. Bir çiftlik alıyor, bir çiftlik kaybediyor, bu da bir sıçrama. Kadın için ise her şey düzenli bir akış içinde. Dere gibi, çağlayan gibi. Sonu gelmiyor. Nehrin akışının da sonu gelmediği gibi. Hep devam ediyor. Kadın öyle bakar her şeye.
Anne, "Kadınlar erkeklerden daha çabuk uyum sağlar," diye onu avuttu. "Kadının yaşamı koynunda, kucağındadır. Erkeğinkiyse kafasının içindedir. Aldırma sen.
.....insanın ruhu tek başına bir işe yaramıyor, ancak büyük bir bütünün parçası... o zaman da..."
"O zaman ne olacak, Tom?"
"O zaman mesele yok artık. O zaman ben karanlıkta her yerde olurum. Nereye baksan, orada. Aç insanların bir lokma bulması uğruna nerede bir kavga çıkarsa, orada olurum ben. Nerede polis birini döverse, orada olurum. Casy de bilseydi bunu keşke... insanların öfkelendiği zaman kopardığı çığlıkta olurum... sonra, bir çocuğun karnı açken, yemeğin hazırlanmakta olduğunu bildiği zamanki gülüşünde olurum. İnsanlarımızın kendi ektiklerini yedikleri, kendi yaptıkları evlerde oturmaya başladıkları zamanda... yine orada olurum. Anlıyor musun?
Domuzlar gibi yaşayan insanlarımızı, nadasa bırakılan o verimli toprakları, çeyrek milyon dönüme sahip adamı, ona karşılık açlıktan ölen yüzbinlerce çiftçiyi düşündüm. Acaba bizimkiler hep bir araya gelse, o adamlar gibi bağırsa...