Beni anlamıyordu. Birbirimizi anlamıyorduk. Anlamadığı için bana evet, diyordu. Ve ben, bilmem nedendir, hayır deseydi daha az üzülürdüm. Bu yüzden ona başka tek bir laf daha etmedim.
Her şeye birlikte inandık ve her şeyi birlikte reddettik; yaptık ve yıktık. Yan yana, el ele gerçekleri aradık, kitapları aç kurtlar gibi yalayıp yuttuk, söz götürmez zaferlerin peşinden koştuk. Aynı yatakta yattık, aynı masada yemek yedik ve aynı kitaplardaki aynı sayfaları işaretledik.
Düşündüğüm, önerdiğim her şeyde sen de vardın ve senin önerdiğin şeylerde benim de rolüm bulunmalıydı ve evren net bir biçimde bu şekilde bölünmüştü: Bir tarafında biz ikimiz, öbüründe tüm geriye kalanlar.