Ne demiş şair Cahit Zarifoğlu,
İnsan sevmeli:
Bâzen bir insanı,
Yahut bir ağacı,
Ya da kanadı kırık bir kuşu..
Zaten sevmezse insan,
İnsan mı olur?
İnsan bu dünyaya bir amaç uğruna geldi. Bu amacı yaşarken farkedemeyenler günü geçirip duruyor. Oysa bunu fark edebilen kesim, içtiği sudan dahi ilk kez içiyor gibi keyif alabiliyor ve değerini anlayabiliyor. Bendeniz, bu iki durumu da içinde barındıran bir kişi olarak bazen o amacı sürdürmekten keyif alan bazen de günü bir şekilde amaçsız bitirenim. Amacımı kaybedebiliyorum yani.
Tekdüze bir hayat tabi ki olmaz diyor Frankl, sadece ıstırap anlam veremez, bilakis her şeyin olumlu olduğu zaman dahi anlamsızlık mümkün.
Sevgi ise çarpıtılmamış,içi kirletilmemiş haliyle en saf ve biricik haliyle gereklidir diyor ayrıca. Şuanki gündemimizdeki gibi değil en azından... Sevgiyi kalpte yaşatmak, bir amaca sahip olmak ve bir işe yaradığını hissetmek. İşte hayatı yaşanmaya değer bulduran ipucular.
Bu satırları okuyan her bireye, anlamlarını bulmuş bir şekilde bu dünyadan uçup gitmeyi dilerim
Büyük ümitler ile başlar her hikaye. Umulan şeylerin yaşanılan hayatla aksine rağmen.. sonra küçük hakikatler çıkar karşısına insanın, belki dersin bir umut haydi..! Ama sabaha doğru yani gerçeklerin aşikar olduğu saatlerde ne ümit ne umut kalır insanın hafsalasında. Bazısı sıkıcı, anlamsız bazısı güzel anların toplamıdır ya hayat. Bilirsin aslında her mevsimin bir sonu vardır. Her güzel başlayan hikayenin çirkin bir sonu olduğu gibi.. Doğumla başlayıp ölüm ile sona eren bir bitiş misali. Hayat gibi bir romandı kısacası.
Kara çamur metaforu son derece etkileyiciydi çünkü çok kesindi. örneğin zehirli, pis,tehlikeli derecede uğursuz olduğuna dair inancı... Bir keresinde,kara çamura ayak basan herkes kendi ölüm belgesini imzalamış olur"demişti.
sık sık iltifat konusunda kavga ediyorduk. İltifat nakaratının onu çocuklaştıracağını düşünüyordum ama bunu o kadar çok vurguluyor, bu konuda o kadar çok ısrar ediyordu ki genellikle boyun eğmek zorunda kalıyordum fakat bana yapmacık görünen davranış onu her zaman canlandırıyordu. Ama yalnızca geçici olarak... Cebinde delikler vardı ve ertesi seans bunu bir daha yapmam da ısrar ediyordu.
Bir daha hiç incinmemenin yolunu bulmuştum.Eğer kimsenin benim için önemli olmasına izin vermezsem bir daha asla böyle bir kayıp yaşamazdım..
Magnolia'yı ilk gördüğüm andı bu; o gülümsemesi, yastığa benzer kolları. Annemin kolları gibiydi. O yumuşak, hamur gibi kollarda rahatlamayı ne kadar istemiştim.
Belki de hayat ve ölümün katı gerçeklerinden beni koruyacak olan anneye duyulan özlemdi.
Benimde şikayetlerim var. Hiç elime geçmeyen pek çok şey var istediğim. Hayallerim hiç gerçekleşmedi. Bazen gerçekten çok buruk hissediyorum kendimi.
Yanlış anlaşıldığı veya başkalarından aşağı olduğuna dair inancı.
Ve bir kedinin laneti bile bizimle alakalı değildir aslında diye bitirip seni sorgulatan bir kitap. Hem terapistin hem danışanın kendini bulacağı bir eser. Teşekkürler Irv
Üniversiteden sonra şöyle olsaydı nasıl olurdu,buna karar verseydim nasıl olurdum diye diye sorarım arada. Verdiğim her karar bir pişmanlığı veya iyikiyi barındıran çelişkiler yumağı olacaktı sanırım. Nora ile ortak yönlere sahibiz hepimiz. Ama Nora bunu deneyimleyerek hepimize bir şeyler gösteriyor.
Bakış açınız neyse ona dönüşüyor hayatınız. Ama ya bir engel,duvar oluyor ya da çiçek, bahçe. Bana göre arada zor da olacak kolay ile ki tadı çıksın dimi ama?
Psikolog ve onun içindeki karmaşık sorular, psikoloğa giden hasta ve hastalar, hasta olup çaresini zamanla bulanlar ve psikoloğa gitmesine sebep olanların iyileşmesine kapı açanlar.