HüsnaGül

HüsnaGül
@Nurul11
-Arınankurtuldu kirlenen mahfoldu- HüsnaGül
Duyguların kontrol edilememesi sadece sosyal ve siyasal olaylarda değil, bireysel yaşamımızda da onulmaz yaralara yol açabilir. Bir gün dolmuşla giderken iki taksi şoförünün kavgasına şahit olmuştum. Biri tali yoldan ana yola burnunu uzattı, öteki şoför eliyle "Ne yapıyorsun?" der gibi bir hareket yaptı. Diğer şoför, el frenini çekip hiddetle aşağı indi.Öteki şoför de indi. Tali yoldan inen şoför (ki hatalıydı) elindeki demirle diğer şoförün kafasına vurdu Adamın kafasından kan fışkırdı, yere yığıldı. Her şey bir kaç saniye içinde olup bitti. Adamın ölüp ölmediğini bilmiyorum. Biz yola devam ettik. Muhtemelen olay yerine polisler geldi, eğer adam öldüyse, belki 10-15 yılını geçirmek üzere diğer kişi hapishaneyı boyladı. Halbuki, "Hasbinallah" deyip iki şoförden en azından biri yola devam etseydi, bir kaç saat sonra her ikisi de olayı unutacaktı Akşam yemeğinde anlatılacak bir konu olarak bile hayatlarında yer almayacak bir konu, birinin (belki) ölümüyle, diğerinin ise (belki) hayatının geri kalanını hapishanede geçirmesine yol açtı İnsanlar çoğu zaman bir davranışının amaca hizmet edip et mediğine bakmıyor; gururunu, hırsını, öfkesini, şehvetini tatmin eden davranışları düşünmeden yapıyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Algı yönetmenlerı ve manipülatörler kitlelerin duyarlı olduğu "din, "milliyetçilik", "namus", "mezhep" gibi konuları kitleleri kendi amaçları doğrultusunda harekete geçirmek için sık sık kullanırlar. Bu konular genelde, "merhamet", "öfke", "korku" gibi duygular daha kolay harekete geçirebilmektedir. Özellikle günümüzde, "mezhepçilik" ve "milliyetçilik" Ortədoğu halklarıın kendi aralarında savaşması için kışkırtılan iki temel konudur. Irak'ta yüzbiılerce kişi bu yolla birbirine kırdırılmıştır. Bir gün şiilerin gittiği bir cami bombalanmış, ertesi gün sünnilerin gittiği bir cami bombalanmıştır. Ölenler, Iraklı, Müslüman ve Araptır. Aralarındaki tek fark mezhepleridir. Her iki taraf da zarar görmekte ve acı çekməktedir. Ölen ve öldüren Müslüman, kanın aktığı yer kendi toprakları, milliyetleri aynıdır. Sadece öldürdükleri silah Amerika, Avrupa ya da İsrail malıdır. Aslında oyun çok basittir. O kadar basittir ki, ilkokul öğrencileri bile bu oyunu anləyabilir. Müslümanların kendi aralarında savaşması, Amerika'nın, İsrail'in ve Avrupa'nin işine gelmektedir. Müslümanların birbir erine karşı olan öfkesi Batı'nın silah satmasına ve Müslümanların yaşadığı coğrafyada kendi politikalarını daha rahat uygulamasına yol açmaktadır. Konu bu kadar basıttir. Fakat sorun şudur ki, öfke ve asabiyet, ilk bölümde de vurguladığımız gibi, insanları sarhoş etmektedir. Aklın önüne perde çekmekte ve insan kendi darağacını kendisi kurmaktadır.
Bir kandırma durumunda kandıran da kanan da sorumludur. Ama ikisi arasında çok önemli bir fark vardır ve bu yaklaşım biçimi bize bu farkı unutturmaktadır. Kandırma eylemi içinde kasıt, kanmak ise zaaf taşır. Kasıt suçla ilişkili, zaaf destek olmak/yardım etmekle ilişkilidir. Fail kandırdığını biliyor, mağdur ise farkında değildir. Farkında olmamak, elbette ki sığınılacak bir mazeret olmamalıdır Ama mağdurun eğitimsizliğinin, cehaletinin, sorumsuzluğunun, kayıtsızlığının; failin suçunu örten bir perde gibi kullanılmasına da izin verilmemelidir.
İnsan öleceğini bilerek yaşayan tek canlıdır. Ama bu bilgiyi farkındalık alanından uzaklaştırmak için çaba gösterir. Ayrıca insan sorumluluk hisseden bir varlıktır. Ama sorumluluklarımızın pek çoğu can sıkıcı gerçekler e bizi karşı karşıya gerir. Koskoca bir eğlence endüstrisı dünyanın bu "sıkıcı" gerçeklerinden kaçınmak için unutmayı seçenlere sayısız alternatif sunuyor. Okey masasında, televizyon ekranında, klavye başında, oyun konsolunda, rakı masasında, kapalı tribünde, konser sahnesinde, sinema perdesinde unutulan bu "sıkıcı" gerçekler günün birinde bu kişilerin yakasına yapışıyor. Bu gerçeklere karşı hiçbir bir hazırlığı olmayan kitleler unuttukları düşmanın kolay lokması oluveriyor.
Rock'ın bir alt türü olan bu müziğin o kadar çok alt türü vardı ki, bilmek ve öğrenmek için bir ömür gerekiyordu. Motorsiklet tutkusu olan mahallemizin bir esnafının motorsikletler ve aparatları hakkında sahip olduğu bilgi insanı hayrete düşürecek kadar fazlaydı. Kendi aralarında küçük ayrıntılar hakkında yaptıkları ateşli tartışmalara tanık olduğum da "motorsikletçiler" diye ayrı bir dünyanın (tarikat da denilebilir) olduğuna inanıyorsunuz. Yamaç paraşütçüleri, dağcılar, go oyunu muhipleri, kore dizisi sevenler grubu... Her biri ayrı bir mikro dünya... Bu mikro dünyaların üyeleri bu gruplar içirde küçük mikro kimlikler ediniyor ve asli kimliklerini unutuyorlar.

HüsnaGül

@Nurul11
·
Algı yönetmenleri ve manipülatörler kitleler için mikro dünyalar var etmekte, onları gerçek dünyanın bütüncüllüğünden kopar- maktadır. Bu kimi zaman bir müzik türü, kimi zaman motorsiklet tutkusu, kimi zaman da at yarışı gibi oyunlar olab lmektedir. Bir mikro dünyanın parçası olan kişiler, o dünyadaki kişiler arası ilişkilere dâhil olmakta ve çoğu zaman gerçeklikten giderek koptukları bir gündemin içinde ömürlerini geçirmektedirler.