Orada geçirdiği aylarda aşağıyı izleyip insan ömrünün bir ayçiçeğininkinden nasıl aksettiğini düşünmüştü: topraktan fırlarken umut dolu, güzel ve ışıl ışıl; sonra, görev bilinciyle yüzünü tamamen güneşe dönerken engin ve kuvvetli; olgunlaşmamış düşüncelerle başı ağırlaştığında kafasını yere eğen, kararıp ışıltılı tüylerini dökerek sapının ucunda zayıf düşen ve nihayetinde, uzun kış öncesinde biçilip yok olan.
Adam ile kadının tenleri arasında sadece havanın ve kurumaya yüz tutmuş, kaygan terin ancak yer bulabildiği ufacık bir boşluk vardı. Yine de üçüncü bir şahıs; evlilikleri o araya girmeyi başarmıştı.