Pis çiğ bir propaganda kokusu geliyor, nereden acaba ?
Yani zaten edebi bir değeri yok, güzel bir kurgu yok. Bir de üstüne propagandanın çiğliği buram buram.
Ova Ceren kitabının reklamını Türk ve Osmanlı bağlarını vurgulayarak yapsa da bu konudaki aidiyetini yitirmiş gibi görünüyor.
They might be Giants 'ın meşhur şarkısında olduğu gibi "İstanbul, not constantinople" canım.
Kimlik olarak bizden uzaklaştığı gibi edebi olarak da artık bizimle aynı bağı paylaşmıyor. Edebi olarak asla tatmin etmeyen, okuma zevki vermeyen bir yazı bütünüydü bence.
Yeni nesil Türk gençlerinden çok çok daha iyi yazarlar çıktığını düşünüyorum.
Bir Türk olarak İngiltere'de yıllardır yaşadığı için kitabının Pr'ını düşünerek ana dilinde değil de İngilizce yazmasını anlarım ama hiç Türkçe bilmiyormuşçasına çevirmen çevirisini Türklere layık görmesini anlamam.
Kitap üslup olarak yetersiz olduğu gibi kurgu olarak da başarısız. Anneannelerimizin gece bizi uyutmak için uykulu bir vaziyette o an uydurdukları masaların yanından dahi geçemez. Edebiyat yapmak zorunda değilsiniz, her kitap okuyan her çok kitap okuyan kitap yazmak zorunda değil, bunun ayrımına varalım artık.
Bu kitaba bayılanların övgüler dizenlerin karşısında diyorum ki Türk edebiyatındaki herhangi bir eserin yanından dahi geçemez.
Bir Kore dizisi izliyormuş gibi, iyi yapımlı değil kötü ucuz bir Kore dizisi izliyormuş gibi hissettim okurken. Edebi bir derinliği yok, iyi bir kurgusu yok. Hadi el ele tutuşup şarkılar söyleyelim iyi insanlar da var minvalinde bir kitap.
Neyini beğendiniz ya?
Çok çok uzun bir süredir reading slumptaydım ve bu kitap beni tutup çıkardı. Bu açıdan benim için gerçekten güzel bir kitap olduğunu kanıtladı.
Detaylara gelirsek, kitap Ahmedinejad dönemi İran'ında bir grev sonrasında çeşitli bahaneler yaratılıp cezaevinde sorguya alınan bir adamın hikayesini anlatıyor. İçsel sorgulamalarına geçmişe dönüşlerine şahit oluyoruz. Ama kitapta önemli olan şey zaten olaydan siyasi iklimden çok tutuklulara uygulanan tecritin onların aklı ile nasıl oynadığını nasıl bir psikolojik baskı olduğunu anlamamız.
Hapis süreci yetersizdi evet ama ben tecriti anlattığını daha doğrusu anlatmak istediğini düşündüğüm için kitabı beğendim
Türkiyede kitabı beğenmeyenler genellikle iran aşığı tipler. Bu kitaba da kötü diyemezsiniz üzgünüm fikrinizin hiçbir önemi yok.
Filmi düzgünce çekilirse serinin en güzel aksiyon sahnelerine sahip filmlerinden biri olabilir. Umarım *Kuşların ve Yılanların Şarkısı* kadar kötü bir oyuncu seçimi yapılmaz ve o kadar berbat çekilmez.
Spoiler Alert
Katniss Everdeen'in ilk hasadının 24 yıl öncesinde, bir hasat gününde başlayan kitapta bu sefer olayların merkezinde Haymitch Abernathy var. Ve evet, karşımızda 50. yıl Açlık Oyunları.
İki kat sayıda hasat ve her şeyiyle zehirli bir arena oluşuna diğer kitaplarda değinilmişti; ancak hikayede bilmediğimiz noktalar da varmış.
Kitabın başlangıcında Haymitch'in hasat edilişindeki haksızlıktan tutup sonunda tüm ailesinin ve sevgilisinin Snow tarafından katledilişine kadar okuyunca, Haymitch az bile alkolikmiş dedim.
Plutarch ve Effie'nin hikayeye girişlerindeki diyaloglar en başta çok zorlama gelse de, sonradan bu zorlamanın çevirideki başarısızlıktan kaynaklandığını düşünmeye başladım. Zira çeviri gerçekten başarısız.
Kitapta birçok tanıdık karakteri görmek ve hikayelerini okumak çok tatmin edici oldu.
Haymitch'in Katniss'e olan düşkünlüğünün babası Burdock ile yakın arkadaş olmasından kaynaklandığını okuyunca tüm taşlar yerine oturdu.
Ve evet, muhtemelen çoğumuzun 4. kitapta tahmin ettiği gibi Katniss, Lucy Gray'in akrabası.
6. kitap olur mu bilmiyorum ama olmazsa aklımda çok büyük soru işaretleri kalır.