Erken çocukluk yıllarının travmalarını ve acılarını içimizde taşırız. Yaşlandıkça sosyal yaşamımızda hayal kırıklıkları ve hakaretler biriktiririz. Sık sık değersizlik duygusu, yaşamda iyi şeylere layık olmama duygusu içimizi kaplar. Hepimiz ara sıra kendimizden kuşku duyarız. Bu duygular zihnimize hakim olan takıntılı düşüncelere yol açtığı gibi kaygı ve hayal kırıklıklarımızı yönetmenin bir yolu olarak da deneyimlerimizi engellememize yol açar. Acıyı dindirmek için bizi alkole ya da başka alışkanlıklara yönlendirir. Hiç farkına varmadan, yaşama karşı olumsuz ve ürkütücü bir tutum benimseriz. Bu durum kendimize dayattığımız hapishanemiz olur. Ama böyle olmak zorunda değil.