Okur, portföy secimi işinin daha da basitleştirilmesini isteyebilir. Sadece düşük bir fiyat/kazanç oranı veya yüksek kâr payı getirisi veya yüksek aktifler değeri gibi tek bir kriter kullanılamaz mı? Uzun vadede istikrarlı sonuçlar verdiğini gördüğümüz iki yöntem var: (a) önemli şirketlerin (Mese lâ DJIA listesi) düşük fiyat/kazanç oranlı olanlarını almak, (b) net cari aktifler değerinin (veya işletme sermayesi) altında işlem gören hisselerden oluşan çeşitlemeli bir sepet seçmek. Düşük fiyat/kazanç oranı kriterini 1968 sonu ile 1971 ortası arasında DJIA'ya uyguladığımızda, kötü sonuçlar aldığımızı daha önce söylemiştik. İşletme sermayesi değerlerinin altında alınan hisseler için söyleyecek kötü bir sözümüz yok, ama burada tek dezavantaj bunun gibi fırsatların son on yıl içinde yavaş yavaş yok olmaya yüz tutması.
Yatırımcı bu kitabın içinde kendisine çeşitli tarihsel fiyat verilerinden, kâr payı ve kazanç rakamlarından, mali durumlardan, kapitalizasyon seviyelerinden ve daha bir çok verilerden bir ziyafet çekebilir. Geriye dönük muhafazakârlık, sıradan şirketler, garip düzenlemeler ve her türlü dolaplar. Wall Street'in icadı binbir türlü alet edevat, hepsi bu kitabın içinde incelenmeyi ve ciddi bir gözle bakılmayı bekliyor.
...Belki de tüm menkul kıymet analistlerinin hisse seçiminde ortak bir hataları vardır. En fazla büyüme vaat eden sektörleri ve bu sektörlerde faaliyet gösteren en iyi yönetimli, en iyi malzemeli şirketleri ararlar. Bunları buldukları takdirde de, fiyatlar ne kadar pahalı olursa olsun alım yapmaktan kaçınmazlar ve fiyatı düşük kalmış hisseleri de (ve sektörleri) göz ardı ederler. Mevcut kârlılıkları çok iyi olan şirketlerin gelecekte de aynı performansı göstereceklerinden emin olabilseydik, bu doğru bir hareket olurdu. Mevcut performansları ortalamaların altında kalmış olan şirketler de eğer yok olmaya doğru gidiyor olsalardı, o zaman da bu şirketler hangi fiyatlardan işlem görüyorlarsa görsünler hiçbir zaman cazip olmazlardı.
Halbuki gerçek hayat hiç de böyle değil. Uzun bir süre aynı yüksek büyüme oranını muhafaza etmiş şirket sayısı çok az. Çok büyük şirketlerin de ancak çok ama çok küçük bir bölümü yok olmuş. Çoğunun tarihine bakacak olursak, sayısız çıkış ve iniş gözlemliyoruz. Hatta bazılarında o "sıfırdan tepeye ve sonra tekrar geriye" süreci düzenli bir dönemsellik içerisinde devamlı olarak tekrarlanıp durmuş (ör. çelik sektörü). Bu değişiklikler bazen yönetimin iyi veya kötü performansına da bağlı olabilir.
Dolayısıyla bu "en iyi" hisseleri seçme konusu son derece tartışmaya açık bir alan olmuştur. Bizim okuyucuya vereceğimiz öneri bu tartışmalardan uzak durup bireysel seçimlerden ziyade çeşitleme yapmasıdır. Zaten tanımı itibariyle, çeşitleme demek bireysel seçimlerin gözü daha yükseklerde olan çabasını ve hırsını indirgeyip dindirmek demektir. Eğer kişi her zaman en iyi hisseleri seçebiliyor olsaydı, o zaman çeşitleme yapmak her zaman zarar ettirirdi.
Her tür menkul kıymet sınıfına uyacak öneriler yapmak doğru değildir. Aynı şekilde, bir sınıfa uymayan bir yaklaşımı genelleme yaparak diğerlerine de uygulanamaz diye çöpe atmak da yanlış olur.