İnsan zihni görünmez dünyayı zihinde görülüp izlenebilsin diye, görünür biçimlere dönüştürmek gibi özel bir güce sahiptir. Bu görünmez alana bilinçdışı diyoruz: Platon için bu, ideal formlar dünyasıydı; diğer Antikçağlılar onu tanrıların küresi, saf ruh bölgesi olarak düşünüyorlardı. Ancak herkes bir şeyi hissetmişti; o da şudur: Bilinçdışını ancak görüntüler oluşturma gücümüz sayesinde görebiliriz.
Rüya görüntüleri, alıştığımız gibi bir anlam ifade etmediği için insanlar onları “tuhaf” veya anlamsız bulup reddederler ama aslında rüyalar tamamen tutarlıdır. Dillerini öğrenmek için zaman ayırırsak, her rüyanın sembolik iletişimin bir başyapıtı olduğunu keşfederiz. Bilinçdışı kafamızı karıştırmak için değil, sadece bu onun anadili olduğu için sembollerle konuşur.
Modern dünyayı kuşatan felaket, bilinçli zihnin bilinçdışıdaki köklerinden tamamen kopmasıdır. Biz, atalarımıza destek olan bütün bilinçdışıyla etkileşim biçimlerini-rüya, vizyon, ritüel, ve dini deneyim- büyük ölçüde yitirmiş durumdayız.
Kişinin duygularına güvenmesi, içimizdeki mantık ve deneyim olan tanrılar yerine, büyükbabası ile büyük annesine ve onların büyük anne ve babalarına itaat etmesi demektir.
-FRIEDRICH NIETZSCHE