Obey

Obey
︎ Göründüğüm gibi, konuştuğum gibi, yaşadığım gibiyim ama düşündüğün gibi olmaya bilirim... ︎!? ︎
The Walking Dead: The Ones Who Live // rick’in “film diye başlayıp mini diziye evrilen” geri dönüşü 11 sezon boyunca kaybolan Rick Grimes’in akıbetini finally açıklayan, “3 film geliyor” diye gaz verilip sonra “biz bunu 6 bölümlük mini dizi yaptık” diye önümüze konan yapım. — köprü patladı, adam öldü sandık; meğer helikopterle premium üyeliğe geçmiş. direkt üst seviye bir oluşum olan CRM’de uyanıyor. yani kıyamet var ama bazıları hâlâ kurumsal hayat yaşıyor. — dizi aslında iki paralel hikâye: — rick’in “kaçamıyorum” dramı — Michonne’un “ben seni bulurum” takıntısı romantik gibi ama fonda full askeri distopya var. — CRM mevzusu: yıllarca ana dizide arka planda tease edilen yapı burada açılıyor. düzenli şehirler, askerî disiplin, “insanlığı biz kurtarırız” kompleksi… yani zombilerden çok sistem korkutuyor. — rick karakteri burada full kırılmış halde. eski “lider rick” yok; daha çok sistem içinde sıkışmış, kaçmaya çalışan ama sürekli geri çekilen bir adam. ilk defa gerçekten powerless görüyoruz. — michonne ise tek başına spin-off kaldıracak seviyede yazılmış. kadının motivasyonu net: “adamımı alır giderim.” araya ordu girse de fark etmez. — tempo konusu biraz dengesiz: bazı bölümler uçuyor, bazıları “hadi artık ilerleyin” dedirtiyor. klasik walking dead hastalığı burada da var ama daha kısa olduğu için katlanılabilir. — en büyük artısı: yıllardır beklenen sorulara cevap veriyor. — rick neden dönmedi — helikopter kimdi — crm neyin nesi — en büyük eksiği: evreni büyütmek yerine biraz fazla “rick & michonne love story”e kayıyor. aksiyon bekleyen yer yer romantik drama izliyor. — ama final kısmı… o klasik walking dead hissini geri getiriyor. “ulan yine yakaladılar” dedirten anlar var. özet: film diye bekledik, mini dizi geldi; ama en azından rick’in hikâyesi yarım
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
osmanlı devleti'nin 7. padişahı, istanbul'un fâtihi fatih sultan mehmet'in vefatının 575. yıl dönümü anılıyor.allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun. görsel
İnsan beyninde aslında “gerçek zaman” diye bir şey yok. Sen şu an yaşadığını sandığın anı yaklaşık 80 milisaniye gecikmeli yaşıyorsun. Bunun sebebi şu: Beynin, gözünden, kulağından ve diğer duyularından gelen verileri tek tek değil, paket halinde işliyor. Yani gerçekliği canlı yayın gibi değil, çok hızlı bir montaj gibi deneyimliyorsun. Daha da ilginci: Beyin bu gecikmeyi fark ettirmemek için geleceği tahmin ediyor. Yani sen aslında olanı değil, beyninin “olacak diye öngördüğü” versiyonu görüyorsun. Kısacası: Sen hayatı yaşamıyorsun… Beyninin sana gösterdiği simülasyonu yaşıyorsun. Ve bu şu anlama geliyor: Gerçeklik sandığın şey, aslında yüksek kaliteli bir tahmin sistemi. 1) Hafızan geçmişi saklamaz, yeniden yazar Her hatırladığında anıyı açıp izlemiyorsun. Aslında onu baştan kuruyorsun. Bu yüzden: Bir olayı ne kadar çok hatırlarsan, o kadar değiştiriyorsun. Yani çocukluğundan emin olduğun bir anı… %100 senin uydurduğun versiyon olabilir. 2) Gördüğünün çoğu aslında “yok” Gözünün net gördüğü alan çok küçük. Geri kalan her şey bulanık.
3 Mayıs Türkçülük Günü Kutlu Olsun
3 Mayıs, sadece bir tarih değil; bir fikrin, bir duruşun ve bir kimlik arayışının sembolüdür. 3 Mayıs 1944 Olayları ile birlikte Türkçülük, bir düşünceden çıkıp bir direniş ve ifade biçimine dönüşmüştür. O gün, fikirlerinden dolayı yargılanan, susturulmak istenen insanların aslında bir millete “ben buradayım” deme günüdür. Türkçülük Günü; hamasetle bağırmak değil, kim olduğunu bilmektir. Geçmişi romantize etmek değil, geçmişten güç alıp bugünü anlamaktır. Birilerini dışlamak değil, kendi kökünü inkâr etmemektir. Bugün 3 Mayıs; ne sadece bir ideolojinin günü, ne de tek bir kalıba sığacak bir düşüncenin yıl dönümü. Bugün, aidiyet hissinin, kültürel hafızanın ve “ben kimim?” sorusunun cevabını arayan herkesin günüdür. Kısacası: 3 Mayıs, sloganlardan çok daha derin bir şeydir. Bağıranların değil, bilenlerin günüdür.