Obey

Obey
︎ Göründüğüm gibi, konuştuğum gibi, yaşadığım gibiyim ama düşündüğün gibi olmaya bilirim... ︎!? ︎
arctic (2018) kutupta kayıp mads mikkelsen’in neredeyse tek başına sırtladığı, diyalogları minimumda tutan, minimalist bir survival filmi. uçak kazasından sonra arktik buz çölünde mahsur kalan bir adamın (overgård) hem kendi hayatta kalma mücadelesini hem de ağır yaralı bir kadını sled’e bağlayıp karlı dağlardan, buzullardan sürükleyerek kurtarma çabasını anlatıyor. film boyunca mads’ın o yorgun, kararlı ve buz gibi bakışları her şeyi anlatıyor. özellikle kırmızı montuyla karların içinde yaralıyı çektiği sahneler insanın içini acıtıyor resmen. doğanın acımasızlığını, umudun ve inadın sınırlarını çok gerçekçi ve sade bir şekilde gösteriyor. hollywood’un klasik kahramanlık saçmalıklarından uzak, oldukça realist ve zorlayıcı. artıları: - mads mikkelsen’in performansı (tek başına taşıyor, oscar’ı hak ediyor) - muhteşem, insanın üşüdüğünü hissettiren sinematografi - gereksiz drama ve duygusal sömürüden uzak, temiz senaryo - doğa ve insan mücadelesi sevenler için birebir eksileri: - sabır isteyen bir tempo, hızlı aksiyon sevenler sıkılabilir - diyalog azlığı bazılarına fazla minimalist gelebilir kısaca: az konuşan, çok hissettiren filmlerden. özellikle kış gecelerinde battaniyeye sarılıp izlemek için ideal. mads mikkelsen hayranıysan zaten izlemeden duramazsın.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
2026 dünya kupasında türkiye’nin maç saatlerini görünce anladığımız şey; fifa’nın bizi turnuvaya değil sahura davet ettiğidir. 24 yıl sonra dünya kupasına gidiyorsun, ödül olarak maçlar sabah 5-6-7 arası. milli takım gol atıyor, apartmandan “amin” sesleri yükseliyor. bir nesil ilk kez dünya kupası heyecanını yaşayacak derken meğer kast edilen şey uykusuzlukmuş.
Puan vermedi
`schindler's list` (1993) bazı filmler vardır, “`izledim`” demezsin. “`tanık oldum`” dersin. `schindler's list` tam olarak o çizgide. `holokost`'u anlatıyor deniyor ama mesele anlatmak değil burada. mesele yüzüne çarpmak. `siyah-beyaz` tercih falan estetik bir karar gibi duruyor ilk bakışta. değil. renk yok çünkü umut da yok. ya da varsa bile çok uzakta. başrolde `liam neeson` var. oskar schindler karakteri “`iyi adam`” diye başlamıyor. tam tersine: savaşın içinde fırsat kovalayan, para peşinde bir iş insanı. sonra film yavaş yavaş şunu gösteriyor:
Schindler'in ListesiThomas Keneally · Ephesus Yayınları · 2015869 okunma
Film tavsiyeleri
`the fall` (2006) / `düşüş` – `tarsem singh` bazı filmler hikâye anlatmaz. seni hikâyenin içine düşürür. the fall tam olarak öyle bir film. ilk bakışta bir hastane odasında başlıyor gibi görünür. ama aslında nerede başladığını film boyunca bile tam anlayamazsın. çünkü film iki katmanda ilerler: biri gerçek dünya. diğeri hayal edilen dünya. ve ikisi sürekli birbirine sızar. başrolde `lee pace` var. bir hastanede yatan, hayattan kopmuş bir dublör. yanında küçük bir kız var: `catinca untaru.` ona bir hikâye anlatmaya başlıyor. ama sorun şu:
İnsan ve Duygular
Puan vermedi
"bir duvar vardı. önemli görünmüyordu. kesilmemiş taşlardan örülmüş, kabaca sıvanmıştı; erişkin biri üzerinden uzanıp bakabilir, bir çocuk bile üzerine tırmanabilirdi. yolla kesiştiği yerde bir kapısı yoktu; orada yerin geometrisine indirgeniyordu: bir çizgiye, bir sınır düşüncesine. ama düşünce gerçekti. önemliydi. yedi kuşak boyunca dünyada o duvardan daha önemli bir şey olmamıştı. bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı."
MülksüzlerUrsula K. Le Guin · Metis Yayınları · 202215,6bin okunma