Nermin Yıldırım’ın Rüyalar Anlatılmaz kitabını okurken bir kez daha şunu fark ettim: Birden fazla bakış açısından anlatılan hikâyeler beni her zaman daha çok içine çekiyor. Çünkü böyle kitaplarda karakterler sadece beyaz ya da siyah değildir; herkesin içindeki beyazın ya da siyahın neden ve ne ölçüde ortaya çıktığını görürüz. Bu kitap da tam olarak bunu yapan, karakterlerini yargılamadan anlatan metinlerden biri. Farklı karakterlerin gözünden aktarılan olaylar, hikâyeyi tek bir doğruya sıkıştırmak yerine genişletiyor ve okura düşünme alanı bırakıyor.
Kitabın en güçlü yanlarından biri karakterleri oldu benim için. Her karakterde az ya da çok ya kendimden ya da çevremden bir parça buldum. Bu da anlatılanların kurgu olduğunu unutturup hikâyeyi fazlasıyla tanıdık hâle getirdi. Yazarın insan psikolojisini bu kadar yakından gözlemleyebilmesi gerçekten etkileyici.
Karakterlerin iç dünyasına girme konusunda kitap oldukça yoğun. İç tahliller fazla ama bu asla kitabı ağırlaştırmıyor. Aksine, akıcı bir dili olduğu için sayfalar fark etmeden ilerliyor. Psikolojik derinlik ile akıcılık arasındaki denge çok iyi kurulmuş.
Finale gelirsek… Sonu açıkçası beklediğim gibi bitmedi. Ama bu, kitabı sevmediğim anlamına gelmiyor. Tam tersine, şaşırtmayı başardığı için bende daha kalıcı bir etki bıraktı. Her şeyin net ve konforlu şekilde bağlanmaması, kitabın ruhuna daha çok yakışmış.
Genel olarak Rüyalar Anlatılmaz, insanın kendi iç sesine kulak kabartmasına neden olan, karakterleriyle düşündüren ve kolay kolay zihinden çıkmayan bir roman. Psikolojik derinliği olan, çok sesli anlatımları sevenler için kesinlikle doğru bir kitap.