Bir vazo, bir kahve makinesi yahut bir televizyon bir kitaptan çok daha önce eskir yahut kırılır, bozulur. Bir kitap, sahibi onu parçalamak, sayfalarını yırtmak, ateşe atmak istemediği sürece işlevini yitirmez.
Elif Şafak
Kitap,öldükten sonra bile düşünmeye devam eden bir kadının hikâyesini anlatıyor. Başrolde Leyla adında bir kadın var. Leyla, hayatını kaybettikten sonra beyninin on dakika otuz sekiz saniye daha çalıştığını hissediyor. Bu kısa sürede, geçmişte yaşadığı önemli anıları hatırlıyor.
Leyla’nın anıları bize onun çocukluğunu, ailesini, başına gelen zor olayları ve en önemlisi dostlarını anlatıyor. Hayatı boyunca dışlanan, zor zamanlar yaşayan ama güçlü kalmaya çalışan bir kadın. Onun hikâyesi sadece kendisiyle ilgili değil, İstanbul’daki farklı hayatlara da ışık tutuyor.
Kitapta Leyla’nın beş yakın arkadaşı da önemli bir yer tutuyor. Onlar da toplum tarafından dışlanmış insanlar. Ama aralarındaki dostluk çok güçlü. Leyla’nın ölümünden sonra onun için ellerinden geleni yapıyorlar. Bu bölümler hem duygusal hem de umut verici.
Elif Şafak’ın dili sade ama etkileyici. Bazı yerler biraz hüzünlü, bazı yerler ise sıcak ve samimi. Kitap, insanı düşündürüyor: Hayat nedir? Ölümden sonra ne olur? Dostluk ne kadar değerlidir?
Sonuç olarak On Dakika Otuz Sekiz Saniye, hem kalbe hem akla dokunan bir roman. Okuması kolay, ama etkisi uzun süren bir hikâye. Özellikle dostluk, kadın olmak ve hayatta kalma mücadelesi üzerine güçlü mesajlar veriyor.