Günaydın. Bugünü dünden anlatan, satır aralarında kalmış ne çok söz var. D. H. Lawrence, "Aslında trajik bir çağ bizimkisi, bu yüzden onu trajik olarak görmeyi reddediyoruz. Büyük tufan kopmuş, yıkıntıların arasındayız şimdi, yeni yeni küçük yaşam alanları kurmaya, küçük küçük umutlar beslemeye başladık." der ve ekler: "Dünya başımıza yıkılmış olsa da yaşamak zorundayız." Bu çağda yaşamak, başlı başına bir direniştir.
Günaydın.
Hep kötülüğünden bahsettik bu çağın. Her şeye rağmen bize öğrettikleri de var. "Kibrit Çöpleri"nde altını çizdiğimiz gibi: "'Şimdi zamana katlanmayı öğreniyoruz,' dedi. 'Bak bu eskiden bilmediğimiz bir şeydi.'"
Güzel günlere. Daha güzel günlere...
Günaydın.
Bazen meseleleri düzeltmeye çabaladıkça daha da batırırız yahut kıymeti bilinmez, iyi niyetimiz görülmez. Bilirsiniz. Saul Bellow, "Humboldt'un Armağanı"nda: "Belki de insan kayboldu mu tam kaybolmalı," der ve ekler: "Hayran olduğum Rus yazarlardan biri, bir toplantıya çok geç kaldıysanız, daha yavaş yürümenizi önerir." Olan olduysa kaybedecek ne var? Bir de böyle deneyelim.
Günaydın.
Sevgiyi bile doğru dürüst anlayamıyor insan bu çağda. Tuhaf tuhaf anlamlar yüklüyoruz tuhaf tuhaf kavramlara. "Abuk sabuk konuşan bir deli, başkasının yüreğinde yalın, duygulu bir şiir yaratabilir. Demek ki sevginin değerini, özgünlüğünü yalnızca seven belirler." Tertemiz, yalın bir sevgi diliyorum. Hepimiz için...