Herkesin içinde ulu orta ağlayamadığım gibi, ağladığımı herhangi birinin görmesinden de çok korkardım. Derin ve incelikli şeylerin beni işimden edeceğini düşünürdüm. Çünkü ayrıntılara takılırsam büyük resimle ilgilenmeye zamanım kalmazdı. Derinleşmem ruh hâlime bakıyordu ama ben inatla derinleşmiyor, yüzeyde kalıp basit şeylerle uğraştığım izlenimini yaratmak istiyordum. Böylece insanlar bana saldırdıklarında bile onlardan gelen zehirli okların, kurşunların, en yaralayıcı darbelerin yüzeyde kalacağını veya onların beni derinden yaralayamadıklarına inanacaklarını düşünüyordum.
İnsan hayatının ilk yıllarında istediği şeylere kavuşamayınca tüm yatırımını geleceğe yapıyor galiba. Hayatında hiçbir şeyin istediği şekilde olmamasına, isteklerinin göz ardı edilmesine alışkın olsa da kendini imkânlarını kendisinin yaratacağı günlere ulaşmayı bekliyor. Belki mutlu olacağına tam olarak inanmıyor ama mutlulukları hak ettiğini düşünüyor. Ana mutluluk da kurnaz; bezmiş bir ruha gelip yerleşmeyi kendisine yediremiyor.
İnsanın yaşamadığı sonsuz sayıda ihtimal vardı şüphesiz. Bunlar kader dediğimiz yazıda kendilerine bir yer bulmasalar da insanın aklını zaman zaman kurcalardı.