İnsan her şeyi açıkça söyleyemedikten sonra neden yazı yazsın? Bu cinsten kayıtsız ve şartsız bir samimilik ise behemehâl bir süzme, eleme ister. Siz de kabul edersiniz ki, her şeyi olduğu gibi söylemek mümkün değildir. Sözü yarıda bırakmaktansa, vaktinde iyi tasarlamak, okuyucu ile behemehâl anlaşacağınız noktaları seçmek gerekir. Çünkü samimiyet tek başına olan iş değildir.
Sanki bu güneşin altında her şey mümkündü. Kimse kimseye hayır diyemez, kimse parasız kalmaz, kimse acı çekmezdi. Tanpınar'ın Huzur'da dediği gibi: Güneş ne kadar mustarip olsak da bu ıstırabın arasından bir çatlak bulup altın bir ejder gibi kayıyordu.
Biz zavallı insanlar inanma ihtiyacıyla bize verilenlere tutunuyorduk çaresizce. Herkes yaşamak için inanmayı seçiyordu. Kimi umutla, kendine verileni kabul ederken, bir diğeri başarılı ve sevilen biri olduğuna inanıyordu. Öteki başarısızlığa inanıyor, karamsar ruhunun öngörülerini, ne kadar kötü durumda olacağına dair kehanetlerini dillendiriyor, sonra dediği gibi kötü bir durumun içine girdiğinde kendini ispatlamış olmaktan, en az kendini gerçekleştirmiş biri kadar tatmin duyuyordu.