"Ölümü son çıkış olarak düşüneceksin. Bil ki kimse seni bundan alıkoyamaz ve tam da bu nedenle, elinin altında olduğu için yedekte tut, sonuna kadar. Diyelim ki geceleyin bir kâbus gördün. Bunun bir kâbus olduğunu, başını oynattığın anda kurtulabileceğini bilirsen her şey daha kolay, daha çekilir hale gelir, hatta bir bakarsın ilk başta en korktuğun şeylerden zevk alır olmuşsun. Hayat seni istediği kadar ürkütsün, canını yaksın, en yakınların çirkin maskeler taksınlar... Hayat bu, de kendi kendine, ikinci kez çağrılmayacağım bir oyun, bir zevkler ve acılar oyunu, bir inançlar ve aldatmalar oyunu, bir maskeler oyunu, bir aktör ve bir gözlemci olarak sonuna kadar oyna, gözlemcilik daha iyidir, ne zaman istersen bırakabilirsin. Beni sorarsan, "imdat çıkışı" sayesinde ayaktayım. Çünkü emrimde, ve onu kullanmayacağımı biliyorum. Ama ahiretin anahtarı bende olmasa kendimi kapansa hissederdim, derhal kaçmak isterdim!"
Bazıları geleceğe olan inançlarını kaybetmedikleri için sabrederler. Bazıları, işi bitirmeye cesaret edemediklerinden. Korkaklık hiç kuşkusuz bir görülesi bir şey, ama gene de yaşamanın düzenine dahil. Tıpkı boyun eğmek gibi, o da hayatta kalmanın bir aracı.
Gene de hayatta kalabildimse, hayatta kalmamak da irade gerektirdiği içindir. O bile, elimi ölüme uzatacak güç ya da istek bile yoktu bende. Birkaç şişe ilaç çalsam, merdivene koşsam, çatıya çıksam, boşluğa atlasam... Bina sadece iki katlıydı ama şansım yaver giderse bütün kemiklerimi kırardım.
Kendi kendinize, "hayatım nereye gidiyor?" diye sorduğunuz anda isyan edersiniz elbette. İyi ya, Konak'ta bunu kendimize hiç sormuyorduk ki. Zaten dünyada ömründe bunu bir kez olsun kafasından geçirmiş kaç kişi vardır ki?