Ve Harb-i Umumi çıkınca, İstanbul'da dönen entrikalara daha fazla tahammül edememiş, cephede vazife istemişlerdi. "Bu devirde şerefli kalmanın bir tek yolu var; o da ölmek" demişti Fuad vedalaşırken.
Kalemi elime aldığımda tereddüt ettim, söze nasıl başlayacağımı bilemiyordum. İnsan kendi mutluluğunu nasıl olur da kendi elleriyle yıkar diye düşünüyordum sürekli. Sevdiğin, istediğin bir hayatı bırakıp neden kendini tehlikelerle dolu bir serüvenin içine atarsın? İnsan kendine bunu niye yapar? Gençlikten, tecrübesizlikten, kendimizi tanımadığımızdan. Peki, yaşlanınca tanır mıyız kendimizi? Ne istediğimizi bilir miyiz artık? Zihnimiz bu muammayı çözebilir mi? İnsan kendini, kendine izah edebilir mi? Evet, belki... Belki ama sadece bir anlığına, belki bir süreliğine, ardından yeni bir olayın sarsıntısıyla ruhsal düzenimiz altüst olur, resim tümüyle değişir ve biz kim olduğumuzu unuturuz yine.
Mutlu olmalıydım, Selanik'e gelmiştim, daha mühimi, inkilap için çok lüzumlu bir vazifeyi yerine getirmiştim ama nedense bir huzursuzluk vardı içimde. Sebebini tam olarak anlayamıyordum, belli belirsiz bir sıkıntı ağır ağır pençesine alıyordu beni. Beyaz Kule'yi geçip sahile inince, hatıralar hiç solmamış gibi, sanki dün yaşanmış gibi hafızamda birer birer canlanmaya başlayınca anladım. Sen artık bu şehirde değildin. Zaten bildiğim bu hakikati idrak edince, dünya başıma yıkılmış gibi geldi. Evet, koca Selanik'te bir başımaydım. İlk kez o zaman nefret ettim bu şehirden. Yokluğundan bahsediyorum Ester... Birlikte dolaştığımız o sokaklardan geçerken yanımda bulunmayışından. Bedenimde bir kalp gibi sessizce atan hasretinden. Hayalinden, sesinden, kokundan bahsediyorum. Sensizliğin, sürekli seni hatırlatmasından bahsediyorum. Korkunçtu.
"Fransa değil burası Şehsuvar. Millet, inkilap filan istemiyor esasında. Devletin geri kaldığını gören bizim gibi aydınların isteği bu. Devr-i istibdatmış, sürgünmüş, zulümmüş kimsenin umrunda değil. Fransa'da millet dökülmüştü sokağa. Bastille'i basanlar bildiğin işçiler, esnaflar, köylülerdi... Bizde ise meşrutiyeti 'Çok yaşa padişahım' diye kutluyor millet. Zor, çok zor iş Şehsuvar... Belki bir hayal, umarım muvaffak oluruz ama hakikat olması çok güç bir hayal. Fakat çok kıymetli bir hayal, o yüzden asla vazgeçmemeliyiz bu idealden..."