İnsan, dünyayı nefsinin ihtiyacına, rahatına, özetle keyfine göre görür. Sonra şahsi keyfini başkalarına kanun olarak sunar ve başkalarının da kendisinin gördüğü gibi görmesi için evrensel perspektif ve tarafsız doğru diye görmeye meylettiği ama gerçekte onun nefsine hizmet eden o hususi nazarı hakim kılmaya çalışır.
Sahibi olmayıp da hamalı olduktan sonra taşıdığın şeyin altın olması ile paslı demir olması arasında bir fark yoktur. Hatta bakmadığın için sana altın diye paslı demir taşıtılıyor da olabilir. Taşıdıkların senin olmadıkça, taşıdığın yük safi sevap bile olsa taşıyıcılık sana günahtır. Onuruna, yaratılışına, insaniyetine yazıktır.
Galiba biz sadece doğrudan kırdıklarımızı onarmaya çalışıyor ve bununla yetiniyoruz. Dolaylı olarak kırılanlarında kırılmış olduğunu, parçalara ayrılıp bütünlüğünün sırrını kaybettiğini anlamıyoruz.