Sorun şurada ki, acıya karşı en korunmasız olduğumuz zaman, sevdiğimiz zamandır; en çaresiz olduğumuz zaman ise, sevdiğimiz nesneyi ya da onun sevgisini yitirdiğimiz zamandır.
Bu yüzden, insanların kendi davranışları ile neyi yaşamlarının amaç ve niyeti olarak ortaya serdikleri, yaşamdan ne talep ettikleri, yaşamda neye erişmeyi arzuladıkları şeklindeki daha iddiasızbir soruya yöneliyoruz. Bu sorunun yanıtı hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak denli açıktır; insanlar mutluluğun peşindedir, mutlu olmak ve öyle kalmak isterler. Bu çabanın iki yönü, bir olumlu birde olumsuz hedefi vardır. Bir yandan acı ve keyifsizliğin yokluunu, öte yandan da yoğun haz duygulan yaşamayı ister. Dar anlamda "mutluluk" yalnızca İkincisiyle ilişkilidir. İnsanlara eylemleri de, hedeflerin böyle ikiye aynlmasına denk düşecek şekilde bu hedeflerden esas olarak ya da yalnızca hangisine ulaşmayı amaçladıklarına bağlı olarak, iki yöne doğru gelişir.
Sırtımıza yüklenen yaşam bizim için fazla ağırdır; pek çok acı, hayal kırıklığı ve üstesinden gelinemeyecek görevler içerir.Yaşamı çekilir hale getirmek için müsekkinlerden vazgeçemeyiz.(Theodor Fontane, çeşitli ikameler olmadan yaşayamayız, demişti.) Böylesi üç tür müsekkin vardır: zavallılığımızı küçümsememizi sağlayacak muazzam oyalanmalar, bu zavallılığı azaltacakdolaylı tatminler, bizi buna karşı duyarsızlaştıracak keyif verici maddeler.
Bu durumda, "uygarlık" sözcüğünün, yaşamımızı hayvan atalaramızınkinden ayıran, insanları doğadan korumak ve insanlar arasındaki ilişkileri düzenlemek gibi iki amaca hizmet eden eylem ve düzenlemelerin toplamını tanımladığını tekrarlamak yeterli olacaktır.
#Doğa her zaman galip gelir.#