Ya resimleri yok edeceksin ya da flamingoları edepli bir hale getireceksin. Bunun üzerine, kuzen eline fırçasını almış, kuşlara, her birine, tek tek pantolon giydirmiş. “Al sana Müslüman flamingo,” dedi Tarık. Kahkahalar yükseldi, fakat Leyla onları bastırdı. Sararan dişlerinden, kesici dişinden kalma boşluktan utanıyordu. Bakımsız halinden, şiş dudağından utanıyordu. Keşke onunla karşılaşmadan yüzünü yıkayacak, en azından saçını tarayacak vakti olsaydı.
Azize’nin kekelemesini, fay kırılmalarıyla ilgili söylediklerini düşündü; derinlerde şiddetli çarpışmalar yaşanırken, bizim yüzeyde nasıl yalnızca hafif bir titreme hissettiğimizi.
Sonunda seni güldürdüm, hemşire. En zor kısmını atlatmış olduk. Bir süre bayağı kaygılandım ama. Tavuk gibi gıdaklamak ya da eşek gibi anırmak zorunda kalacağımdan korktum. Ama işte, yüzün gülüyor. Öyle de güzelsin ki.”