Gerçeklik, bireyin algısı kadar, toplumun kabul ettiği normlar tarafindan şekillenir.
Aydınlanma, bireyi bu normları sorgulamaya zorlayabilir, ancak toplum, kabul edilen 'gerçekleri' sürekli olarak yeniden üretir. Birey, ne kadar sorgulasa da, toplumun 'gerçek' dediği şeyden kopamayabilir.
Bilgi edinmek, yalnızca dünyayı daha derinlemesine anlamamiza olanak tanimaz, ayni zamanda bu bilgiyi kullanarak toplumsal yapıları etkileme ve dönüştürme gücüne de sahip kilar.
Ancak, toplumsal yapılar, genellikle bu gücü belirli sinirlar içinde tutar ve şekillendirir. insan, sahip olduğu bilgiyle, toplumun belirlediği normların ötesine geçmeye çalıştığında, bu bilgi onu yalnızlaştırabilir, çünkü toplumsal normlardan sapmak, bireyi kolektif bilinçten ve kabul görmüş gerçeklikten dışlanmış bir konuma sokar.
Toplum, 'gerçek' olarak kabul edilen her şeyi belirler. Ancak bu 'gerçekler', toplumun güç yapilari tarafindan şekillendirilir. Bireyler, yalnızca kabul edilen
'gerçekler' üzerinden düşünürler ve bu, onları özgürleştirmektense daha fazla içsel çatışmaya ve belirsizliğe iter.