Taif'te kanlara karılmış ayakları sanılır ki hiç yara almamış; ayak parmakları nizami sıralı, hiç yere değmemiş kadar pak, hiç çocuk olmamış kadar kuvvetli. Elleri beyaz, elleri bebeklerin saçlarını okşar durur sanki öyle şefkatli. Omuzları arasında sanılır ki hâlâ Kabe taşları, omuzları arasına adeta tüm ümmetin yükü basılı. Gücü güç, ama anlatması daha güç. Yer yer ağarmış, göğe ağar gibi savrulan siyah, gür saçları kulakları üzerine dökülmüş ve yıldızlar misali ışıltılı. Bembeyaz dişleri her gülüşünde parlar. İki ön dişi arası hafif aralı, konuştukça arasından ruha işleyen nurlar ışıldar. Kıvrımlı kirpikleri devadır hüzne ve o kıvrımlar her tür yaraya tedavi neşteri vuracak keskinlikte. Pürüzsüz, pembe, parlak teninde muntazam sakalı, coşkun denize durgunluk veren sahil misali serilmiş masum yüzüne. Geniş alnının altında kavisi ipekten örülmüşe benzer kaşları, görenlerin gönlüne aşkı yazacak Hint mürekkebi kadar kara. Sürmeli gözlerine bakan der ki "tüm gözler kapansa da sadece bu gözlerdeki bakış sürmeli." Burnu; yüzüne çizilmiş bir kalem gibi uzun, ince ve zarif. Sonsuzluğa uzanan bir güzellik bu, Hakk makamından gelmiş bir güzellik. Ahenk, özünü onun yüzünde yakalamış. Seyrine doyum olmayacak, anlık görülse dahi akıldan asla çıkmayacak: lakin uzun müddet bakılsa aklı baştan çıkaracak. Öğretilen her şeyden ve yaratılan herkesten daha güzel, en güzel, hep güzel...