Yalnızca yaşayanlar tutarsız görünür. Ölüm, onların yaşamını oluşturan olay dizisini sona erdirir. İşte ondan sonra, boyun eğip o olaylara bir anlam yüklemeye çalışırız. Anlam yüklemeyi reddetmek, bir yaşamın, dolayısıyla yaşamın kendisinin saçma olduğunu kabullenmek demektir. Senin yaşamınsa olmuş bitmiş şeylerin tutarlılığına erişmemişti. O tutarlılığı ölüm kazandırdı ona.
Annenin evinde, yaşlı bir bekçi köpeğiyle hiçbir işe yaramayan, tepkisiz, evcil kediler vardı. Şu özdeyişi yineler dururduk: Kediyi yaşam boyu besle, seni bir günde bırakır; köpeği bir gün besle, sana yaşam boyu bağlı kalır. Sen kedi oldun, bense köpek.
Yaşlandıkça daha az mutsuz olacağına inanırdın, çünkü o zaman üzülmek için gerekçelerin olacaktı. Daha genç olduğun için, iç sıkıntına karşı avunacak bir şey bulamıyordun, çünkü onun temelsiz olduğunu düşünüyordun.
Bugünün yazınını keşfetmek isterdin, dünkünü değil. Geçmiş kütüphanelerindi, şimdiyse kitapçıların. Yine de çağdaşlardan çok ölülerle ilgilenirdin. Özellikle “yaşayan ölüler” olarak adlandırdıklarını okurdun.