HAYATIMI SATIYORUM!
25 yaşında, iyi eğitimli, iki yabancı dil bilen sağlıklı genç, geri kalanını temin edebilmek amacıyla hayatının bir bölümünü satıyor.
Sen işin sonunda hastalanıp yaşlananlardan, bedenleri kuruyup hayalete dönüşenlerden, daha yaşarken ölümü andıranlardan olmadın. Onların ölümü bir çöküş sürecinin sona ermesidir. Yıkıntının ölmesi bir kurtuluş, ölümün ölümü değil midir? Sense capcanlıyken toparlanıp gittin. Genç, diri, sağlıklıyken. Senin Ölümün yaşamın ölümü oldu. Yine de bunun tam tersini simgelediğini düşünmekten hoşlanıyorum: ölümün yaşamını. İntihar ettikten sonra nasıl varolduğunu kendime açıklayamıyorum, ama ölümün öyle kabul edilemeyecek bir şey ki çılgınca düşünceler doğuruyor: İnsan senin Ölümsüzlüğüne inanacak oluyor.
Peru’ya gitmedin, siyah potinleri sevmedin, pembe çakıllı bir yolda yalınayak yürümedin. Yapmadığın o kadar çok şey var ki insanın başı dönüyor, çünkü bizim de yapamayacağımız ne kadar çok şeyin olacağını gösteriyor. Zamanımız yetmeyecek. Sen beklememeyi seçtin. Sonsuz sanıldığı için yaşama tutunulmasını sağlayan gelecekten vazgeçtin. İnsan tüm yeryüzünü kucaklamayı, tüm meyvelerin tadına bakmayı, tüm insanları sevmeyi isteyebilir. Bizi umutla besleyen bu yanılsamalara sırt çevirdin.