Belki de ancak şüphe edebilen, çaresizliğe düşebilen insan, büyük ve fevkalade şeyler yaratabilir. Hoşnut olan, arkasına yaslanmaya yeğleyecektir. Bu bakımdan, bir hoşnutluk eğer fazla uzun sürerse hoşnutsuzluğun tamamen kendiliğinden doğuvermesi şans olarak görünebilir.
Eskiden insanın gelişiyle gidişi arasında anlamlı bir fark olmalı diye düşünürdüm ve sürekli yaşama iz bırakma isteğim mevcuttu fakat zamanla şuna evriliyor insan “Ben gerçekten istediğim gibi mi yaşıyorum, yoksa sadece alışkanlıkla mı yaşıyorum?” Bu sorunun cevabı “evet, istediğim gibi yaşıyorum” ise, illa yaşamda büyük bir iz bırakmana gerek yokmuş. Huzurlu bir hayat da başlı başına değerli bir şeymiş. Herkesin dünyayı değiştiren bir iz bırakması gerekmiyormuş bazen bir çocuğu iyi yetiştirmek, bir hastaya iyi gelmek, bir dostun zor gününde yanında olmak da iz bırakmakmış.