Bu kitabı okurken boğazım düğüm düğüm oldu. Gerçekten bazı sayfalarda gözlerim doldu. “Emanet” sadece bir hikâye değil; insanın yüreğine bırakılan yükleri anlatıyor. Bazen bir sır, bazen bir çocuk, bazen de bir ülkenin geleceği…
Ben kitabı okurken sürekli şunu düşündüm: Biz aslında hep bir şeylere emanetiz. Çocuklarımıza, değerlerimize, geçmişimize… Ve en çok da bize bırakılan mirasa.
Kitapta geçen duygular bana özellikle Köy Enstitüleri’ni hatırlattı. O güzelim okullar… Ülkenin en ücra köşelerine umut taşıyan öğretmenler… Eğer kapatılmasalardı belki bugün bambaşka bir yerde olurduk diye düşünmeden edemedim. Çünkü onlar da bir “emanet”ti aslında. Bu toprağın çocuklarına bırakılmış bir ışık.
Bilgi Güven’in dili sade ama kalbe dokunuyor. Abartısız, gösterişsiz ama derin. Özellikle aile bağlarını anlatırken insan kendi hayatını sorguluyor. “Ben bana bırakılan emanetlere sahip çıkabiliyor muyum?” diye soruyorum kendime.
Bu kitap bana şunu hissettirdi:
Emanet dediğin şey sadece korumak değil, hakkını vererek yaşatmak.
Okuyup bitirdiğimde içimde hem bir hüzün hem de bir farkındalık kaldı. Bazı kitaplar okunur ve biter… Bu kitap ise insanın içinde bir yere yerleşiyor.
Bu kitap, “keşke” dememek için büyük laflar etmeden küçük ama yön değiştiren fark edişler kazandırıyor.
Sade, akıcı, sohbet eder gibi,Vaaz dili yok, samimi bir dertleşme havası var,Altı çizilecek çok cümle çıkıyor
Bu kitapta benim kalbime en çok dokunan, altını kalın kalın çizdiğim cümle şu oldu:
“Keşke diyenlerin ortak noktası; yapamayacakları şeyler değil,
yapabilecekleri hâlde erteledikleridir.”
Çünkü ;
Pişmanlık, çoğu zaman gücümüz yetmediği için değil,
kalbimiz uyarıldığı hâlde beklediğimiz için geliyor.