Genelde sıradanlıktan sıyrılan ve bende bir iz bıraktığını düşündüğüm kitapların yorumunu paylaşıyorum sizlerle. Bu kitap da öyleydi benim için. Yalnız, olumlu manada olmadığını söylemeliyim. Herkes tarafından inanılmaz beğenilen, içinde harika tasarlanmış haritalar bulunan ve gerçekten de kaliteli bir baskıya sahip olan bu kitabı sevemedim. Kitabın içerisindeki haritaları görünce zaten beklentim çok çok yükselmişti, ancak kitabı okuyunca keşke okumasaydım dedirtecek derecede kötü olarak kaldı zihinimde. Okurken yazarın bu kitabı yazma maksadını sorgular oldum. Çünkü kitap bitince ne hissetmem gerektiğini veya ne çıkarmam gerektiğini anlayamadım. Yani ne demeye çalışıyordu bu kitap?
.
Öncelikle konusundan bahsederek giriş yapayım. Baş karakterimizin ismi Mia. Çok da güzel olmadığı özellikle belirtildiği için burada sizlerle de paylaşma gereği duyuyorum. Kendisi babasının hain ilan edilerek öldürülmesinden ve bir süre sonra annesinden ayrılmaya mecbur bırakılmasından sonra ailesinin intikamını almaya ant içmiş birisi. Bu olayın ardından 6 yıl sonra Mia sırf bu intikamını almak için kılıç olmaya karar veriyor ve bir anlamda suikastçiler okulu olarak değerlendirilebilecek Kızıl Kilise’ye gidiyor. Hikayemiz Mia’nın belli dönemlerde geçmişini de ele alarak şimdiye dönük anlatımla sürdürülmesi sağlanmış. Ağırlıklı olarak şimdiki zamana yer verilmesinden ve şimdiye daha sıkı bağlarla bağlanılmasından dolayı geçmişi pek merak etmiyorsunuz okurken. Yazar geçmişi merak içinde bırakmak için ara sıra “Sakın bakma.” gibi ufak hatırlatmalarla gönderme yapsa da şimdinin acilliğini daha çok vurgulamış. Ben açıkçası geçmiş hususunda anlatım tarzından ötürü çok da bir merak duymadım.
.
Kitabın içine şöylece bir göz gezdirdiğinizde upuzun dipnotlar karşılıyor sizi. İlk başta çok sağlam