Türk edebiyatında en azından kendi alanı için Türkiye için fazla olan bir roman. Gerek kurgu, kurgusunun mimarisinde barındırdığı fiziksel öğeler gerek okunabilirliğinin zevki, gerekse de karakterler olarak ama her şeyden önce de başta Kâhin olarak. Aslında Amerikalı olmayan yazarların bu tarz romanlarda Amerika’da geçen romanlar yazıyor olmaları ve bunları da bir okur olarak okuyor olmak pek hoşuma gitmiyor. Bana Amerikan “Thriller” tarzında olan hatta “Bestseller” kitaplarının özentisi gibi geliyor maalesef. Kendi ülkeleri için bu güzel kurgularını uygulayabilmeleri lazım diye düşünüyorum. Bunun için de Grange ve Ahmet Ümit’in güncel polisiye edebiyatında bende yeri her daim bir başkadır. Günay Gafur ise bu durumu benim için kabul edilebilir bir şekilde yansıtmış romanına. Kâhin’i okumaya başladığımda bu durumdan dolayı içimde hoşnutsuzluklar oluşmaya başlıyordu ki ana kahramanlardan birinin Türk kökenli olması, Türkiye’nin konusunun geçmesi ve tabii ki de şiir ve Can Yücel ile beraber olmazsa olmazlarımızdan Türk kahvesi ile Türkiye’ye yolculuklar olması kitabı bu durumun dışında tutmuş diyebilirim. Karakterimizin herhangi bir sebepten dolayı Amerika’ya göç etmesi ve bunların devamında olayların gelişmesi, karakterlerin ise sadece Hans, Sam, Toni, Coni, Herkel, Frank ve alayı birden olmaması kitabı beğenmemdeki büyük bir etkenlerden biridir.
Romanın konusuna gelir isek alanındaki birçok romana göre normal olarak içinde benzerlikler gösterirken ama buna rağmen de en azından benim okuduklarım içinde birçok farklılıklar, kendine has özellikler göstererek farkındalığını da oluşturabiliyor. Kehanetlerin olduğu ve bunların bilindiği ve yine bu kehanetlere göre olayların yaşandığı bir kurgusu ile katili de farklı şekilde bir katil olduğu için kendine benzer romanlardan
KahinGünay Gafur · Fantastik Kitap · 2020263 okunma
Türk edebiyatında en azından kendi alanı için Türkiye için fazla olan bir roman. Gerek kurgu, kurgusunun mimarisinde barındırdığı fiziksel öğeler gerek okunabilirliğinin zevki, gerekse de karakterler olarak ama her şeyden önce de başta Kâhin olarak. Aslında Amerikalı olmayan yazarların bu tarz romanlarda Amerika’da geçen romanlar yazıyor olmaları ve bunları da bir okur olarak okuyor olmak pek hoşuma gitmiyor. Bana Amerikan “Thriller” tarzında olan hatta “Bestseller” kitaplarının özentisi gibi geliyor maalesef. Kendi ülkeleri için bu güzel kurgularını uygulayabilmeleri lazım diye düşünüyorum. Bunun için de Grange ve Ahmet Ümit’in güncel polisiye edebiyatında bende yeri her daim bir başkadır. Günay Gafur ise bu durumu benim için kabul edilebilir bir şekilde yansıtmış romanına. Kâhin’i okumaya başladığımda bu durumdan dolayı içimde hoşnutsuzluklar oluşmaya başlıyordu ki ana kahramanlardan birinin Türk kökenli olması, Türkiye’nin konusunun geçmesi ve tabii ki de şiir ve Can Yücel ile beraber olmazsa olmazlarımızdan Türk kahvesi ile Türkiye’ye yolculuklar olması kitabı bu durumun dışında tutmuş diyebilirim. Karakterimizin herhangi bir sebepten dolayı Amerika’ya göç etmesi ve bunların devamında olayların gelişmesi, karakterlerin ise sadece Hans, Sam, Toni, Coni, Herkel, Frank ve alayı birden olmaması kitabı beğenmemdeki büyük bir etkenlerden biridir.
Romanın konusuna gelir isek alanındaki birçok romana göre normal olarak içinde benzerlikler gösterirken ama buna rağmen de en azından benim okuduklarım içinde birçok farklılıklar, kendine has özellikler göstererek farkındalığını da oluşturabiliyor. Kehanetlerin olduğu ve bunların bilindiği ve yine bu kehanetlere göre olayların yaşandığı bir kurgusu ile katili de farklı şekilde bir katil olduğu için kendine benzer romanlardan
KahinGünay Gafur · Fantastik Kitap · 2020263 okunma