lilith

lilith
@Okuyanhukukcu
Üzerimde yıldızlı gök, içimde ahlak yasası…
@Okuyanhukukcu·
·
sabitlendi
Sağnak da benim. Esintiler de. Ve ardından güneş çıkınca, gökyüzü bulutsuz olunca, o zaman kentlerle, tren raylarıyla, toprak yollarla, bozkırla, denizlerle, gecelerle, sabahlarla, insan gövdeleriyle, yalnızlığımla bağlantılı anıların ne acı verici, ne de mutlu kılıcı duygularını taşıyacağım. Bomboş varolacağım. Kendi doluluğumun boşluğunda. Ve bir başıma. Ve bağımsız. Ovadaki yalnız ağaç gibi. Yaşlı ve büyük. Ve yalnız. O vadide. Bir yamaçta. Başıma buyrukluğuma hayranım.
Kitaba başlamamın müsebbibi olan o pasaj :)
İstanbul'da tifüs, memlekette zelzele, dışarıda harp, ben sana âşığım: İşte 1942 senesinin 21 Haziranı'nın gece yarısından sonra saat üç buçukta uyanık, beyaz şimşeklerin çaktığı, yağmurlu bir gecenin sana tebliği.
Tanrı'ya olan inancına ilk kez başkaldırıyordu. Ne kendisi için ne de açlıktan ölüp giden öteki yoksul insanlar için artık Tanrı diye bir şey olamazdı. Tanrı, açlık nedir bilmeyen zenginlere ait bir kavramdı. Zenginlerin dünyasında açlık çekmek, yoksulları insanlık sınırlarının dışına atan bir suçtu. Yoksullar zenginlerin uşaklarınca kovalanmalı, zindanlara atılmalı, süngülenmeli, asılmalıydı.
Peki ya görünmez kafesler? Korkunun tutsaklarından hangi resmi raporda ya da muhalefet bildirisinde bahsedilir? İşini kaybetme korkusu, iş bulamama korkusu, konuşma korkusu dinlenme korkusu, okuma korkusu. Sessizlik ülkesinde, sırf bakışlarındaki ışıltı yüzünden bir insan kendini toplama kampında bulabilir. Bir memuru işten çıkarmaya gerek yoktur; yargı kararı olmaksızın işten atılabileceğini ve kimsenin ona asla iş vermeyeceğini bilmesi yeterlidir. Her vatandaş bizzat kendi davranış ve sözlerini sansürleyen bir mekanizmaya dönüştüğü anda sansür, gerçeğe karşı zafer kazanmış demektir. Diktatörlük, karakolları, polis merkezlerini, terk edilmiş vagonları, kullanılmayan gemileri hapishaneye dönüştürüyor. Peki, herkesin evini de birer hapishaneye dönüştürmüyor mu?