Belki de yolun sonudur sevmek

Belki de yolun sonudur sevmek
@Olrcc
Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda; Dokunabilir misiniz, Gözyaşlarıma, ellerinizle?
38 okur puanı
Mart 2024 tarihinde katıldı
Biliyorum, sevmek emek ister… Bu zamanda ise emek veren değil, eksilten kazanıyor gibi durur. Ben öyle sevmedim. Hesapla, korkuyla, yarım yamalak hiç sevmedim. Adam gibi sevdim. Kalbimi ortaya koydum, kaçacak bir yer bırakmadım kendime. Değer verdikçe değer görülür sandım. Ama meğer insan, çok verdikçe görünmez oluyormuş. Kırıldım… Sessizce, anlatmadan, içimde biriktire biriktire kırıldım. Çünkü sevmek benim için vazgeçmekti; başkasını düşünmemek, gözümü tek bir yere kilitlemekti. Ben tek olsun istedim. Kalabalıkta bile yalnızca beni görsün istedim. Dışarısı onun için silikleşsin, gözleri başkasını fark etmeyecek kadar dolu olsun istedim. Gözüm onda olsun, kalbim başka ihtimali tanımasın istedim. Ama herkes böyle sevmiyor işte… Bazıları sevilmeyi ister, ama sevilmenin sorumluluğunu taşıyamaz. Ben “biz” derken, o hâlâ kendini saklıyordu hayattan. Şunu öğrendim: Doğru sevmek yanlış insanda insanı yaralar. Ama bu, sevmenin yanlış olduğu anlamına gelmez.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bazen insanın kalbi çok yorulur ama yine de atmaktan vazgeçmez. Kırıldığın yerlerden sızan acı, sandığın gibi seni zayıflatmaz; aksine içindeki ışığın yolunu bulmasını sağlar. Çünkü umut, en çok karanlığa alışmış kalpleri sever. Her şey üst üste geldiğinde, “Artık olmuyor” dediğin anlarda bile hayat sessizce seni izler ve tam pes edecekken önüne küçük bir nefes bırakır. Belki bir gün, belki bir insan, belki sadece bir his… Ama mutlaka bir sebep koyar kalbinin ortasına. Geçtiğin yollar kolay değildi, biliyorum. Ama hâlâ buradasan, hâlâ bir şeylerin düzelmesini diliyorsan, demek ki içindeki umut senden vazgeçmedi. İnsan bazen kendine inanmaktan vazgeçer ama umut asla vazgeçmez. Bir gün uyanacaksın ve yük gibi taşıdığın her şeyin seni bugünkü güçlü haline getirdiğini fark edeceksin. O gün, kalbin artık ağrımayacak demiyorum; ama acının seni yönetmediğini göreceksin. Unutma, gecenin en karanlık anı sabahın en yakın olduğu zamandır. Ve sen, farkında olmasan bile ışığa doğru yürüyen birisin.
İnsanın içi bazen bir odaya benzer; kapısı kapalı, ışığı sönük… Dışarıdan bakan düzenli sanır ama içeride her şey yarım kalmıştır. Söylenmemiş cümleler yerde durur, yutulmuş çığlıklar duvarlara sinmiştir. Bazı acılar anlatılmaz, çünkü kelimeye sığmaz. İnsan “iyiyim” derken bile içinden eksilir. Kalbin, kimsenin bilmediği bir köşesinde sürekli kanayan bir yer vardır; dokunulmaz, ama hep oradadır. Yorulursun… Güçlü olmaktan, anlamaktan, susmaktan yorulursun. Herkesi düşünürken kendini unuttuğunu fark edersin ve en çok da buna kırılırsın. Çünkü insan, kendine geç kaldığında daha çok acır. Ama yine de bir şey olur… Tam vazgeçecekken, içinden bir ses “Biraz daha dayan” der. Sebebini bilmezsin, sadece hissedersin. Belki alışkanlık, belki umut… Belki de ruhun hâlâ pes etmeyi kabul etmemiştir. Bil ki kırılmak, bitmek değildir. Bazen insan parçalanarak yeniden şekil alır. Ve kimsenin görmediği bu karanlık süreç, seni başkasının anlayamayacağı kadar derin yapar.
Hey sen umut halen var
Bazen hayat, insanın tam kalbine dokunur; sessizce değil, acıtarak… Öyle anlar olur ki ne anlatsan eksik kalır, ne sustuğunda içindeki fırtına diner. Herkes seni güçlü sanır ama kimse geceleri hangi düşüncelerle uykuya daldığını, hangi cümleleri yutkunarak içine gömdüğünü bilmez. Belki içindeki derdin adını sen bile koyamıyorsundur. Bir yorgunluk vardır; bedende değil, ruhta… Gülümserken bile içinden bir şeylerin yavaş yavaş kırıldığını hissedersin. “Geçecek” dersin kendine, ama bazen zaman bile ikna edemez insanı. Yine de… İşte tam da burada, her şey bu kadar ağır gelmişken, küçücük de olsa bir umut kalır insanın içinde. Bazen bir sabah ışığında, bazen bir şarkının ortasında, bazen de hiç beklemediğin bir anda kalbine dokunan bir cümlede. Umut, her şey yolundayken değil; her şey darmadağınıkken bile vazgeçmemeyi seçmektir. Kırılmış olsan da hâlâ sevebilmeyi, yorulmuş olsan da bir adım daha atabilmeyi bilmektir. Belki bugün ne hissettiğini kimse anlamıyor, belki anlatacak gücün bile yok. Ama şunu bil: Hissettiklerin geçersiz değil, sen de zayıf değilsin. Bu yaşadıkların seni eksiltmiyor, seni derinleştiriyor. Bir gün geriye dönüp baktığında, “Ben bunu da taşımışım” diyeceksin. Ve o gün geldiğinde, şu an seni ayakta tutan o sessiz, inatçı umuda teşekkür edeceksin.
duygular vardır, insan onları yaşarken bile fark edilmez; ancak kaybolunca içinden bir şey eksildiğini anlarsın. Ben o eksikliği erken tanıdım. Daha dolmadan boşalan yerlere alıştım. Bu yüzden kalabalıkların içinde bile kendimle yalnız kalmayı öğrendim. İnsanlar hep güçlü yanlarımı gördü, kimse yorgun yanımı sormadı. Oysa insan en çok orada tanınır; devam edemediği hâlde vazgeçmediği yerde. İçimde bir kalp var, kimseye benzemeyen… Sevilmeyi beklemekten çok, yanlış anlaşılmamaya yorulmuş. Ben sevgiyi tutmak gibi öğrendim; kaçmasın diye değil, incinmesin diye. Ama bazı insanlar, incitmeden dokunmayı bilmiyor. Giderken arkasına bakmayanların bıraktığı boşluk, kalanların içinde yankı yapıyor. Ve o yankı, zamanla insanın sesi oluyor. Karanlık dediğim şey aslında suskun bir bilgelik. Her şeyin geçici olduğunu erken fark etmenin verdiği bir ağırlık. Ne tam mutlu olabiliyorum ne de tamamen umutsuz. Çünkü içimde, her şeye rağmen hâlâ inanan küçük bir yer var. Kimse görmese de. Bir gün biri beni gerçekten anlarsa, bunu cümlelerle değil, susarak yapacak. Çünkü bazı kalpler, sadece sessizlikte tanınır. Ben o kalplerden biriyim. Kimsede olmayan yanım da bu: Kırıldığım hâlde sertleşmemem, yalnız kaldığım hâlde kendimden vazgeçmemem.