Bazen hayat, insanın tam kalbine dokunur; sessizce değil, acıtarak…
Öyle anlar olur ki ne anlatsan eksik kalır, ne sustuğunda içindeki fırtına diner.
Herkes seni güçlü sanır ama kimse geceleri hangi düşüncelerle uykuya daldığını,
hangi cümleleri yutkunarak içine gömdüğünü bilmez.
Belki içindeki derdin adını sen bile koyamıyorsundur.
Bir yorgunluk vardır; bedende değil, ruhta…
Gülümserken bile içinden bir şeylerin yavaş yavaş kırıldığını hissedersin.
“Geçecek” dersin kendine, ama bazen zaman bile ikna edemez insanı.
Yine de…
İşte tam da burada, her şey bu kadar ağır gelmişken,
küçücük de olsa bir umut kalır insanın içinde.
Bazen bir sabah ışığında, bazen bir şarkının ortasında,
bazen de hiç beklemediğin bir anda kalbine dokunan bir cümlede.
Umut, her şey yolundayken değil;
her şey darmadağınıkken bile vazgeçmemeyi seçmektir.
Kırılmış olsan da hâlâ sevebilmeyi,
yorulmuş olsan da bir adım daha atabilmeyi bilmektir.
Belki bugün ne hissettiğini kimse anlamıyor,
belki anlatacak gücün bile yok.
Ama şunu bil: Hissettiklerin geçersiz değil, sen de zayıf değilsin.
Bu yaşadıkların seni eksiltmiyor, seni derinleştiriyor.
Bir gün geriye dönüp baktığında,
“Ben bunu da taşımışım” diyeceksin.
Ve o gün geldiğinde, şu an seni ayakta tutan
o sessiz, inatçı umuda teşekkür edeceksin.